Karşı yakadan gelen haberleri ise kötüdür. Tatlısu Türkü, halk ıstırabından sıyrılmanın ve yabancılara sokulmanın yolunu bulmuştur. Iste size o zamandan kalma bir not: "Orada İngiliz zabitinin dizini bacağı ile saran kadın. Barlar, kabareler, mızıkalar.
Burada sandıklarının dibini karıştırarak son işlemeli peşkirini ve gümüş parçasını arayan halk kadını. Bedestende üstleri başları eski, sesleri titreyerek, bezirgândan fiyat sormaya utanan, sapsarı yüzlerinde köklü bir İstanbul hüznü yaşanan kadınlar."
Ertesi gün halkın yılgınlığı içinden bir ses çıkıyor. Bu ses Kadıköy kadınlarınındır. Kimdi bu hanımlar bilmiyorum. Gazetelerin koymaya cesaret ettikleri telgraf şu idi: "Çanakkale müdafaasını yapan şehitlerin muazzez ruhları önünde Türk kadınlığına ve medeniyet âlemine hitap ediyoruz. Limanımıza girdiğini gördüğümüz ahenin kalelerin karaya çıkardıkları yarım milyon askeri denize döken milletimizi mağlûp adletmiyoruz. Peçelerimizi yırtan, sonra da cihan hürriyeti namına harbettiklerini ilân edenlere teessüf ediyoruz. Milli hukukumuzu ve ismetimizi muhafaza edecek hükümet ve erkek yoksa, biz varız."