Hepimiz bu tuhaf yüzyıl başlangıcında yaşıyoruz, bize düşen görev – bu konuda önceki kuşaklardan çok daha fazla olanağa sahibiz- bu kurtarma girişimine katkıda bulunmak; bunu da bilgelikle, bilinçle, ama aynı zamanda tutkuyla, hatta bazen de öfkeyle yapmalıyız. 
Evet, haklı olanların yaman öfkesiyle. 
Özetle, yalnızca atalarımızdan kalma ön yargılarımızın çağdaş bir yorumu olmayacak ve kendini şimdiden belli eden gerilemeyi önlememizi sağlayacak bir dünya anlayışı “icat etmemiz” gerekiyor. 
Bir kadına ya da bir erkeğe saygı duymak demek, onunla her hakka sahip bir insan gibi, özgür ve yetişkin bir insan gibi konuşmak demektir, yoksa onu, toprağa ait bir serf gibi, içinde yaşadığı topluma ait olan, bağımlı bir varlık olarak görmek değildir. 
Metinler, tarihin her evresinde insanların duymak istediği şeyleri söyler. Bazı sözler, daha dün kimse onların farkında bile değilken birden bire aydınlanıveriyorlar; çok büyük önem taşıdığı düşünülen bazıları da unutulup gidiyor.