Serap Yalçıner

Serap Yalçıner
@Serapyalciner
Eskişehir
20 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
10/10
·280 syf.··
2020 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2020 15:26
Yazıldıği çağın çok ötesinde bir kitaptı. Bir kitapta yazilan içerik, fikirler ne kadar önemliyse bunlari okuyucuya hissettirebilmek adina dilin kullanimi da o kadar önemli. Wilde o kadar güzel bir dille yazmış ki kitap baştan sona beni dinamik bir okuyucu yaptı. Kitapta içsel bir savaşını aşamalarını okuyor gibiydim. Dorian, karakterinin henüz boş bir levha gibi karakterinin işlenmemiş olduğu en toy zamanlarindan Basil'in çizdiği portre ve Lord Henry'nin sözleri ile şekillenip ve en sonda da karakterinin zehirlenmesine kadar her an tek tek işlenmişti. Lord Henry çok ilginç manipülatif bir karakterdi. Soyledikleri bazen o kadar yanlisti ki ama yaptığı adeta sozcuklerle dans ederek insani etkisi altina almakti. Kendisinin de dedigi gibi " Bana her zaman düşkün olacaksin Dorian, çünkü ben senin işlemeye hicbir zaman cüret edemeyeceğin tüm günahlarını temsil ediyorum." ... Lord Henry, Basil ve Dorian karakterleri için kitap boyunca birer metafor olduklarını düşündüm. Aklima it, ego ve süper ego geldi. Biri icimizdeki hayvansal dürtüler iken birisi toplumun bizden beklediği benlik ve bizim kendi benliğimiz idi. Bunlarin birer karakter yansimasiydi sanki her biri. Son olarak kitap toplumsal yasalardan tutun uygarlik, ahlak, güzellik, iyilik, kötülük kavramları ve çok fazla şeye değinmis ve bunlar üzerine düşündürtmüştür. Enfes bir kitapti..
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
Reklam
Puan vermedi·56 syf.··
2020 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2020 18:41
Kendine barışı dert edinmiş bir adamın savaşmaya mecbur bırakılmasının öyküsü.. İnsanlığı vatanı bilmiş birinden vatanı icin savaşması isteniyordu. Savasla barış, itaat etmekle özgür olmak, sevemkle öldürmek arasında kalmıştı Ferdinand. İşte bu psikoljik savaş tüm savaşlardan daha zorluydu. Gayrıihtiyari sınırların dışındaki savaşı gördüğünde her seyin anlamsizligini gördü. 1 kilometre sonrasi savas ülkesi iken bulundugu topraklar özgürlük ülkesiydi. Keskin bi sınırlara çizilmişti bu. Bu iki ülke arasindaki köprüyü gectiginde artik asker mi olacakti? Veya tam koprudeyken geri donerse asker kaçağı? Her şey bizim ona yukledigimiz anlam kadardı. Bi kağıt parçası hayatini degistirmeye yetmişti. Oysa hep böyle degil miydi hükümleri yapan, infazımızi veren bi daktilo, bi printer, bir kagit parcasindan baska bi sey değildi. Birileri yasa koyardı birileri buna uyardı. Bu kadar basitti değil mi? Stefan Zweig'ın savas ortasında kalmış bir ciftin psikolojik incelemsini yaptığı bu novellada kendi hayatindan buyuk bir parça resmettigini düşündüm. Fakat cok buyuk de bir fark vardi. Kitaptaki çift savas psikolojisini kazanarak mutluluğa ulasmisken Zweig'ın hikayesi bunun tam tersiydi acı bi şekilde. Kendisinin ve karısının yasayamadığını yaşatmak için yazdığı karakteri tayin etmiş olmaliydi. Acaba şöyle mi düşünmüştü: Gerçekte biz bu savaştan mutlu ayrilamiyoruz . O zaman kafamda yarattığım karakterler bizim yerimize mutlu olmaliydi. Cunku birileri hak ettiği mutlulugu yaşamalıydı..
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma