Birden sokağa fırlayan kadın dans etmeye başladı. Ne uyarıları dinledi ne de bedeninin yorgunluğunu fark etti, o sadece bayılana dek dans etti. Sonra bir iki derken diğer insanlarda kendini dans etmekten alıkoyamadı. Bu sanki bir vebaydı.
İnsanların açlık ve sefaletle uğraştığı dönemlerdi. Herkes çökmüş bir düzen içerisinde yaşama tutunmaya çalışıyordu. Öyle ki insanlar ne yiyecek ne de su bulabiliyorlardı. Uzun zamandır yağmur yağmıyordu, hiçbir şeyleri yoktu. Sokakta hayvan bile kalmamıştı çünkü aç insanlar çoktan onları yemişlerdi. Çocuk nüfusu azalıyordu çünkü bazıları kendini çocuklarını yemişti! Kokuşmuş çevre, pislik içinde her yer. O pisliğin içinde birden duyulan ayak sesleri. Ritmik hareketli ve durmaksızın. Dans… Peki ama neden? Üstelik veba gibi. Bulaşıyor etrafında olanlara, kimse de duramıyor bayılana ya da ağzı köpürüp düşene dek.
Böyle yazınca sadece romanlarda olur sandınız ama yanıldınız. Gerçekten yaşanmış ve nedeni bulamamış sosyal bir fenomen bu dans çılgınlığı. Ortaya bir sürü teori atılmış tabii, bunlardan birkaçı; stres kaynaklı psikoz ve histeri, çavdar saplarındaki küfün ekmeğe karışması sonucu uyuşturucu etki yaratması ya da kitlesel depresyon. Hangisi mantıklı olur diye düşünülürse illa eksik yanlar kalıyor insan zihninde, çünkü akılalmaz bir olay.
Kitabın bir diğer bahsedilmesi gereken kısmı ise Türklerden korkmaları. Türkler istila edecek diye korku dolu olan toplum var çünkü o dönemde Fatih Sultan Mehmed sayesinde Osmanlı tam bir yükseliş dönemindeydi. Namı her yerde duyulmuş ve toprakları iki katına çıkmıştı neredeyse, toplumda bundan korkuyordu, bir gün Türklerin kendi topraklarına gelmesinden…
Eseri ele alan Jean Teule oldukça sarsıcı bir eser sunmuş. Kurgu denecek kadar sıra dışı olayları kaleme alırken gerçeklikten fazla