Medeniyyette yalnız isim değişikliği olur: Kavilerin (güçlüleri) vâsıta-i temyîzi (ayırıcı vasıtası) olan istilâ sıfatı yerine iltifât denir, muvâzene denir, temîn-i menâfi (çıkarların temini) denir, iktisat ve ticaret gibi tabirler kullanılır.
Zaiflerin de vâsıta-i tefrîk u temyîzi: Esâret sıfatı yerine itâat, tâbiiyyet tabirleri olur.
İmdi dikkat olunursa: Medeniyyetin yegâne lûtf u keremi, tabirlerin değişikliğinden ibaret oluyor. Yoksa hayat yine o hayatdır, ma'nâ yine o ma'nâdır.
Ağûş-ı Nebî'de büyüyen Ali, meydân-ı harbde en kavî müşriki altına alıp kellesini vücûdünden ayıracağı esnâda müşrikin en son müdafaası olan tükürüğü yüzüne gelince: «Kalk ayağa!» deyip düşmânına aman vermişdi.
Düşman: «Benim başımı koparmak fırsatını neye bırakdın? Hangi şey mâni oldu?» diye sorduğu zaman,
Hazret-i Ali: «Biz kılıncı Allah nâmına vururuz. Bu işe nefsim de karışdı, yarısı kendi hesabıma, yarısı Allah hesâbına kılınc vurmam» diye cevab vermişti.
Medeniyyetin esâsı İslâm'da kurulmuşdur. Beşeriyyetin hilkatde beraber, hakikatde birâder olduğu oradan duyurulmuşdur.
«Yanındaki komşusunun aç olduğunu bilerek kendi karnını doyuran, mü'min değildir» sesi oradan işidilmişdir.
«Bir muhitde bakımsızlıkdan dolayı ölen kimsenin, o muhit kaatilidir» cümlesi oradan çıkmışdır.