Son iki cumartesi bir yaşlı bakım evini ziyaret ettim. Ziyaretimin sebebi; tanımış olduğumuz bir amcanın da üç haftadır orada kalıyor oluşu. Evet, kendisi birkaç yıldır rahatsızdı, inme ve felç geçirip biraz toparlamıştı. Rahatsızlığının başladığı ilk yılın sonunda önce eşi kendisinden ayrıldı. Yani o güzel günde o imza atılırken denir ya: "hastalıkta, sağlıkta ve bir ömür boyu"... İşte o lafın aslında tercümesi şu: "sadece sağlıkta". Çünkü hastalık ve düşkünlük başladığı zaman o imzanın atıldığı anlarda gülerek verilen o sözler geçerliliğini kaybediyor maalesef. Vefa ve o güzel yaşanmışlıkların hepsi artık geride kalmış oluyor. Sağlık yoksa güç kuvvet yoksa vefa da yok. Tabi vefasızlık sadece eş ile sınırlı kalsa o da bir şeydir. Çünkü meselâ bu amcanın iki tane de kızı var. Bir zamanlar el bebek gül bebek büyüttüğü ve bir izdivaç ile gelin ettiği iki tane kızı ve damatları ve küçük de olsa torunları var. Kızlarını büyütürken nasıl alaka gösterdiğini yakinen biliyoruz. Yeme, içme, gezme, tatil hemen her imkânı sağlamıştı. Velhasıl varılan netice şu ki artık kızları için babaları bir yük haline geldi ve çözümü bakım evine vermekte buldular. Kendilerini bebeklikten besleyip, yetiştiren babalarını bir kedi bir köpek yavrusunu koyar gibi götürüp o eve koydular.
Tabi bu iki haftadır ki ziyaretimde başka yaşlılar da görüyorum. Çocuklar, torunlar gelmiş, yiyecekler getirmişler ve ninelerini ziyaret ediyorlar. Sohbetler ediliyor, gülücükler saçılıyor ve olmazsa olmaz olan selfiler çekiliyor. Belki de bu "neşeli" fotoğrafları sosyal medyalarda paylaşıp beğeniler de alıyorlar kimbilir. Peki sonra?
Sonrası şu ki yiyip içip, sohbet edip biraz gülüştükten sonra o nine veya dede orada bırakılıp gidiliyor. Yani terk ediliyor. Ve o yaşlılar yine yalnız yani en yakınlarından ayrı