Oppenheimer'in sözleri bu açıdan aşağıdaki Upanişadlar'ın bir yansıması gibidir adeta
«O hem hareket eder, hem etmez.
O hem uzaktadır, hem yakında.
O her şeyin, içindedir.
Ve aynı zamanda da her şeyin dışında»
«Örneğin «bir elektron sahip olduğu konumu değiştirmez mi?» diye sorarsak buna, «hayır, değiştirir» diye cevap vermemiz gerekir. Ancak öte yandan «bir elektron zamanla sahip olduğu konumunu değiştirir mi?» diye sorarsak, buna «hayır, değiştirmez» şeklinde cevap vermeliyiz.
«Daha üst bir boyutta gerçekleşen bir tecrübeye ancak bilincimizin farklı merkezlerinde ve düzeylerinde meydana gelen tecrübelerimizi bütünleştirerek varabiliriz. Ancak bazı meditasyon tecrübelerini, üç boyutlu bilincimizin düzleminde ve açıklama yeteneğimizi daha da daraltan mantık sistemimizde açıklamak veya açıklamaya kalkmak, düşünce sürecimizi ayrıca sınırlayacaktır»
Erkeksi biçimde yönlendirilmiş toplumumuzda, bilincimizin Yin (kadınsı) biçimleri, yani sezgisel, dinsel, mistik ya da psişik öğeleri sürekli olarak bastırılmıştır.
Buddhistler, birbirinden ayrı ya da bağımsız birimlerden oluşan ve kendilerini de onun dinamik güçlerine dahil edebildikleri bir dışsal dünyaya inanmazlar. Bu dışsal dünya ile onların kendi içsel dünyaları, aynı kumaşın iki farklı yüzü gibidir. Kumaşın yüzeyinde ise, tüm kuvvetlerin, tüm fenomenlerin, bilincin tüm biçimlerinin ve tüm nesnelerin iplikleri, birbirlerinden ayrılamayan ve sürekli etkileşen bir ağ oluştururlar, işte kozmik dokuma budur.