Serhan Poyraz

Serhan Poyraz
@SerhanPoyraz
Truva Edebiyat Dergisi ve Truva TV Genel Yayın Yönetmeni truvaedebiyatdergisi.com
İzmir
11 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Denizden Gelen Kadın
Puan vermedi·208 syf.··
2025 11. kitabı
DENİZDEN GELEN KADIN İncinmişti… Kırılmıştı… Paramparça olmuştu… Ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmemiş ve gece yarısı kendini yollara atmıştı. Oysa, ne çok hayal kurmuşlardı geleceğe dair… Araba kullanmak iyi gelirdi belki… Hıçkıra hıçkıra ağlarken aniden kahkahalarla gülmeye başlayıp, sevgilisi olmadan yaşayacağı geleceğin belirsizliğine, dalgın düşüncelere bırakıyordu bir anda kendini… Hala direksiyon başında gibiydi; ama değildi. O gecenin etkisinden çıkamamıştı ve geçirdiği kazada şans eseri hafif yaralanmıştı. Hastaneden çıkalı üç dört gün olmuştu ve az önce anlamsız bir sebeple kendisini terk eden sevgilisi, hayatı boyunca biriktirdiği tüm anlamları yüklediği o kadın… Gelmişti işte ve tam karşısında durmuş ona bakıyordu. - Yarana bakabilir miyim? - Hangisine? Hangisine!! İçinde tuttuğu öfkeli bir acıyla uzaklaşmıştı sevgilisinin yanından; peri masalının sona erdiğini, artık serbest ve istediğini yapmakta özgür olduğunu söyleyerek… Kalp kırıklıkları canını çok yakıyordu, başka ne yapabilirdi ki? “Bir şeyi gerçekten seviyorsan bırak gitsin, dönerse senindir, dönmezse zaten hiç senin olmamıştır.” Okumuşsunuzdur bu cümleyi Antoine de Saint-Exupery’nin “Küçük Prens” kitabında veya bir yerlerde duymuşsunuzdur mutlaka… Antoine de Saint-Exupery bu kitabında, küçük bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasını anlatır. Bu kitap, onun moderniteye ve II. Dünya Savaşı'nın etkilerinin sürmekte olduğu topluma eleştirisini ifade ettiği bir kitap olarak da değerlendirilir. Yazarın bu kitap ile ilgili ilhamını, kendi başından geçen olaylardan aldığı düşünülse de, Antoine de Saint Exupery’nin de Henrik İbsen okumuş olduğunu düşünüyorum. Henrik İbsen, on dokuzuncu yüzyıl insanının, özellikle de orta üst sınıfın “modernizm” adı altında sahte aydınlanmasını ya da yanlış
1000Kitap
Denizden Gelen Kadın - Yapı Ustası SolnessHenrik Ibsen · Mitos Boyut Yayınları · 201520 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Vezir Gambiti - Walter Tevis
Puan vermedi·336 syf.··
2025 10. kitabı
Yer ve gök, su ve ateş, gündüz ve gece, aydınlık ve karanlık, sıcak ve soğuk, iyilik ve kötülük, kadın ve erkek, teklik ve çokluk, yaşam ve ölüm… Yani hayat… Kozmik gerçeklerden belki de en önemlisi olan karşıtlık ilkesi der ki; kainat ve yaşam döngüsü, zıtlıkların birleşimi üzerine kuruludur. “Yeryüzü” dediğimiz olgunun doğal bir canlısı olan insan doğar ve kendi doğasındaki duygusal kombinasyonların hepsini içinde barındıran üst yaşam sevincine tutunur. Hep yeni bir umuttur yaşamak… Hiç bitmeyen bahar mevsimi gibi; içinde kar da yağar, fırtına da kopar ama çiçekler açmaya hep devam eder. “Dünya” denen olgunun olmazsa olmazı olan “toplumsal insan”ın toplum içindeki varoluşu; hayatta kalabilmek adına, her türlü üretimi ve düzeni sağlayabilmek adına örgütlenmeyi ve yönetimi içerdiğinden “Tanrısal olan”a yakındır, ve “ölümsüzlük” beklentisine iter insanı… Oysa, yeryüzündeki doğal varoluşuysa; “ölümün kaçınılmazlığı” gerçeğini dayatır insana… Bu ikilem yüzünden, doğum ve ölümü arasındaki zamanla sınırlanmış bir alanda, her insan kendine özgü formasyonlarıyla hem kendisi, hem de yaşamla mücadele halindedir her daim… İnsanı yeryüzündeki diğer canlılardan ayıran da işte bu özelliğidir. Dünyevi yaşamın getirdiği dışsal etkileşimlerin altında ruhun bir bedenin içinde olgunlaşmaya çalışması sürecinde; kalp, vicdan, akıl, hafızadan beslenen bilgi, düşünce, öngörü, analiz yeteneği, sezgi, hissiyat, canlılık ve umudun her daim farklı kombinasyonlarla biraraya gelerek yarattığı zıtlıklarla dolu düşünsel ve duygusal kaos… Ama son hep aynıdır; ruhun teslim alınışı… Şah ve mat… İnsanın kendi karmaşık doğası ve yaşamla olan mücadelesinin imitasyonu gibidir, satranç… “Bir satranç oyunun üç aşaması vardır… Birincisi; üstünlüğe sahip olduğunuzu umut ettiğiniz andır, ikincisi;
1000Kitap
Vezir GambitiWalter Tevis · İthaki Yayınları · 20202,222 okunma
Yevgeni Onegin - Aleksander Puşkin
Puan vermedi·384 syf.··
2025 9. kitabı
Bir çeşme… Kırım Han Sarayı’ndaki “Bahçesaray Çeşmesi”… Bazısı der ki; Kırım Hanı Giray Han tarafından, çok sevdiği ve genç yaşta ölen eşi Dilara anısına; “Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” diyerek Bahçesaraylı bir taş ustasına 1763 yılında Bahçesaray Çeşmesi’ni yaptırılmıştır. Bazısı da der ki; Kırım Hanı Giray’ın aşık olduğu Polonyalı prenses Maria, hareminde tutsakmış. Han bu aşk yüzünden haremindeki gözdesi Zarema’yı ikinci plana itince, Zarema Maria’yı öldürmüş. Bunu öğrenen Giray Han da Zarema’yı öldürmüş ve Maria adına “Bahçesaray Çeşmesi”ni yaptırmıştır. Kırım’da sürgünde olan şair der ki; Ah aşk çeşmesi, ah hüzün çeşmesi Dinledim senin taş dudaklarından uzun hikayeleri Ah uzaktır, acı ve mutluluğun parçaları Fakat Maria’dan hiçbir kelime çıkmadı. Çeşmesinden damlayan her bir su damlasının çıkardığı ses, akustiğin de etkisiyle insana hıçkırık sesi gibi geldiğinden halk arasındaki adı “Gözyaşı Çeşmesi” olan bu çeşmedeki mermerden yapılmış ve suyun aktığı üst kısımdaki çiçek, gözyaşlarıyla dolu bir göz gibi değil mi gerçekten? Sanki gözyaşları kalbi yani üstteki büyük havuzu kederle dolduruyor. Zaman bütün acıları hafifletir ya, aşağıda çift halindeki küçük havuzlara sızıyor gözyaşları dağılarak; ama zihinde kalanlar tekrar acıyı hatırlatıyor işte ve en alttaki büyük havuzu dolduruyor zamanın akışı içinde… Doldukça taşıyorsun, taştıkça yok oluyorsun zemindeki spiralin içinde, damla damla, anbean… Her şey bir “an”a ait o zaman… Bir an varsın, ötekisinde belki de yoksun. Şair der ki; Aşkın acısıdır değerli olan benim için, Öleyim ne çıkar, severken öleyim ama… İnsanlara daha çok kazanmayı, daha iyi yaşamayı ve daha çok tüketmeyi öğütleyen günümüzdeki sistem içinde, insanoğlu aslında kendini tükettiğinin farkında değil iken, şairin söylediği
1000Kitap
Yevgeni OneginAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 20201,126 okunma
Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları
Puan vermedi·794 syf.··
2025 8. kitabı
Emrullahzade Asaf Tevfik Bey.. Babası; Rumeli’nin fethinde bulunan Evlad-ı Fatihan’lardan Hüsrevoğulları ailesinin oğlu…Annesi; Saray Muhafız Kıtası’nda miralaylığa kadar yükselmiş olan Abhazlar’dan Tevfik Bey ile Osmanlı Sarayı’nda yetişmiş olan Demsaz Hanım’ın kızı… Emrullahzade Asaf Tevfik Bey… 1888 yılında İstanbul’da doğan, Balkan Savaşı ve Çanakkale Muharebeleri’nde teğmen-üsteğmen olarak görev yapan, Çanakkale’de yaralanmasına rağmen 1917 yılında Azerbaycan’a giren İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’nın (Enver Paşa’nın kardeşi) başyaverliğini yaptıktan sonra İstanbul’a dönüp, boğazda demirlemiş işgalci savaş gemilerini ve caddelerde devriye gezen işgalci kuvvet askerlerini gördüğünde huzursuzlanarak içi içine sığmayan vatanperver Türk subaylarından biri… İstanbul’un üzerine çökmüş olan o puslu, gri günlerde, yakın arkadaşları Yüzbaşı Selim (Yörük), Yüzbaşı Osman (Tufan) ile birlikte, içinde bulunulan duruma çareler aradıkları bir sırada, eski komutanları Nuri Paşa’dan kendilerine yollanan; “Orta Asya’da bulunan Enver Paşa’nın genç subaylar istediği” haberinin heyecanı, keskin bakışlarından okunan bir düşünceye dönüşmekte gecikmedi; “Turan’a gideceğiz, vatanı o yoldan, Turan’ı gerçekleştirmek suretiyle kurtaracağız!” Ancak, Orta Asya’ya gidebilecek kadar paraları yoktu. O sırada Manisa’da olan ve kendilerine yardım edeceğini düşündükleri Celal Bayar’ın yanında aldılar soluğu… - İstediğiniz parayı vereyim. Orta Asya’ya gidin. Enver Paşa’nın ordusuna katılın ama iyi düşünün; geri döndüğünüzde acaba Anadolu’yu yerinde bulabilecek misiniz? Bana kalırsa, siz Sivas’a gidip Mustafa Kemal’e katılın. Emrullahzade Asaf Tevfik Bey’i İstiklal Madalyası alacak ilk üç kişiden biri yapacak olan kader, ağlarını örmeye başlamıştı. Kendini bir anda Sivas’ta, Mustafa Kemal’in
1000Kitap
Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin AnılarıHulusi Turgut · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018388 okunma
Zaman Yolcusunun Düşleri
Puan vermedi·176 syf.··
2025 7. kitabı
“Ah! Ah! Sen yok musun sen, ah!” … “Ah! Ah! Nerede o eski günler, ah!” … “Ah! Keşke o hatayı yapmasaydım.” … “Ah” var, “ah” var; değil mi? Bazen şikayet, öfke, bazen pişmanlık, acı, bazen de hüzün ve özlem… Derin bir duygusallık içeren bir nida kelimesi “ah”… Düşünsel ve duygusal hayatlarımızın içindeki “keşke” ve “iyi ki”ler ile de yakın dost. “Keşke”lerimiz genellikle geçmişte farklı bir karar almış olsaydık hayatımızın nasıl şekillenmiş olacağını düşündüğümüz anlardan doğmaz mı? İnsan zihni özellikle olumsuz deneyimlerden ders çıkarmaya meyillidir ve bu yüzden geçmişte yaşadığımız bir olayın farkı bir şekilde sonuçlanmış olmasını dileyerek “keşke” deriz bazen. Ya da hayatın koşturmacası içinde bazen kaybolup yaşadığımız anları hırs, kaygı veya üzüntülerimizle ıskaladıktan bir süre sonra farkına vardığımızda veya mutsuz olduğumuzda çıkışı yolunu mutlu olduğumuz anlara dönme özlemiyle aradığımızda “keşke” deriz. Yani, “keşke”ler, pişmanlık, öğrenme ve özlem gibi duygularla iç içedir. Ve bir de “iyi ki”lerimiz vardır. Bunlar da hayatın içinde doğru zamanda, doğru yerde, doğru kararı verdiğimizi düşündüğümüz anların ürünüdür. Mutluluğun, tatminin ve iç huzurun ifadesidir. Yaptığımız bazı seçimlerin bizi iyi bir noktaya getirdiğini fark ettiğimizde, bunun değerini anlar ve “iyi ki” diyerek şükran duygusunu yaşarız. Tüm bunları düşündüğümüzde rahatlıkla söyleyebiliriz ki insanın “keşke”leri ve “iyi ki”leri hayat yolculuğu boyunca yaptığı seçimlerin, yaşadığı deneyimlerin sonucunda iç dünyasında yankı bulan duyguların bir yansımasıdır.
1000Kitap
Zaman Yolcusunun DüşleriDilek Tuna Memişoğlu · Truva Yayınları · 20235 okunma