Bu kitap için bir incele yazabilir miyim bilmiyorum.
Ama Ahmet Altan'ın kitap basolamaz diye bir çok konuyu olaylar ardına gizleyerek anlatmaya çalıştığı aşikardı. Hatta bu kitap kaleme alırken ele aldığı bir köşe yazısı yüzünden yine tutuklanmış ceza evine girmek zorunda kalmıştı. Bu denli despot bir zeminde insanların açıkça yanlışarı eleştirememesi çok kötü. Ahmet Altan çok cesur bir kalem ve maalesef taşlamak insanlar için daha kolay oluyor. İncelemeyi değil de Ahmet Altan'ın köşe yazısından bir bölümü paylaşmak istiyorum.
"Dünyadaki en korkunç şey, senin kaderini elinde tutan bir adamın dehşet verici gücüyle karşılaşmaktır. Seni öldürebilir, seni hapsedebilir, seni sürgüne gönderebilir ya da seni özgür bırakabilir. Böyle birinin seni hapsetmesiyle serbest bırakması, sonuçları çok farklı olsa da, aynı ölçüde ezicidir. Çünkü senin hiç söz hakkın yoktur. Bunu yapabilen insanlar genellikle bir cüppe giyer ve yüksek bir kürsüde otururlar. Onlara yargıç denir.
Bir insanın böylesine insanüstü bir güce sahip olmasının tek bağışlanacak yanı, bunu haklı bir şekilde kullanması olabilir ancak.
Peki, böyle bir güç, haklılığa hiç aldırmazsa ne olacak?
Hemingway’in Silahlara Veda kitabında İtalyan ordusunun bozguna uğradığı bir dönemde, bir mağarada askerleri yargılayan askerî yargıçları anlattığı bir sahne vardır, verdikleri kararın kendi kaderlerini asla etkilemeyeceğine emin bir aldırmazlıkla, her kararda şapkalarını giyip, selam vererek insanları ölüme mahkûm ederler. Rock Hudson’la Vittorio de Sica’nın oynadığı filmde de bu sahne müthiştir. Kararlarını verir ve insanları idam mangasının önüne gönderirler.
Epeyce uzun süren bir hapislik döneminde çeşitli defalar yargıç karşısına çıktım, anlattıklarımı dinlemediler bile, ben suçsuzluğumu anlatan kanıtları sıraladıkça,