Seriokur

Seriokur
@Seriokur
Justice for All… #101386883 #59385617
Matematik Öğretmeni-Hukuk
İstanbul
2 Mart
232 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
8/10
·50 syf.··
2020 44. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2020 17:27
Melville’ye alışmak için seçtiğim kitabıydı Katip Bartleby. Genelde böyle kısa kitaplara odaklanamıyorum. Beni içine çekmesi genelde zor olur kısa hikayelerin. Ama yazarın dilini de merak ediyordum. İtiraf edeyim başta gıcık olmuştum. Katip arkadaşımızın her verilen göreve, her söylenen şeye “yapmamayı tercih ederim,” demesi... nasıl ya sen orda çalışansın senin işin değil mi? Ne demek “yapmamayı tercih ederim”? Okurken, bari birazcık el at şu işlere diyesim geldi. Bir yandan da ne kadar güzel bir cümle demek geliyordu içimden. İnsanların yapmak zorunda olduklarına, verilen emirlere ne güzel cevap ama helal olsun dedim. Ne güzel, bir başkaldırı değil mi? “Yapmamayı tercih ederim”. Birilerinin dayatmasına insanın kendini mecbur hissetmemesi... Acaba hangimiz bir patronumuza, üssümüze, müdürümüze... bu cümleyi kurabiliriz? Tabiki bir yandan da hikayesini hep merak ettim yoksul katibimizin. Çünkü bir insan sık sık kendi köşesine çekilip sessiz kalmaz, camdan dışarıya dalıp dalıp bakmaz. Belli ki bir sıkıntısı var. Evet hikayesini sonunda öğrendim, çarpıcı geldi , üzüldüm açıkcası. Spoiler olmasın diye katibimizin neden böyle olduğunu söylemiyeceğim. Merak ettim okudum, okurken gıcık oldum bazende taktir ettim, hikayesini öğrendim üzüldüm. Siz okurların da bu çarpıcılıktan mahrum kalmanızı istemem. Keyifli okumalar..
Katip BartlebyHerman Melville · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202215,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·680 syf.··
Beğendi
·
2020 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2020 18:18
Aslında huzursuzluğum aylar öncesinden başlamıştı. Her zaman yaptığım gibi bu kitapla birlikte 15-20 tane daha kitap sipariş ettim. Bir tek bu kitap gelmedi. Yine aylarca bekledim eksik olanı yollasınlar diye, bir türlü gelmedi. Gelseydi Pessoa ile daha önce başlayacaktık düş gezilerine, hiç fiziki olarak bulunmadığımız yerlere gidecektik... Ne yapalım gelmedi, bende başka bir yerden sipariş verdim ve elime ulaşıncada ilk bu kitabı okumaya başladım. Serüvenimiz ve huzursuzluğumuz böylece başlamış oldu. Yazarında dediği gibi bu kitabı asla ilk kez okumayacaksınız. O yüzden dikkatli ve özenli okumanızı tavsiye ederim. Kendinizi her açıdan donanımlı ve hazır hissettiğinizde başlamanız gereken bir baş yapıt. Neden mi öyle söyledim? Çünkü kitabın bırakın bir bölümünü, bir sayfasını, bir paragrafını sadece bir cümlesi için bile bir sürü kitap yazılır (bazı bölümleri de makale olarak yayınlamış). Öyle derin, öyle felsefik, öyle içinden çıkılmayacak cümleler var ki gece karanlıkta gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kalakalıyorsunuz. Bir daha bir daha okumaya, ne demek istemiş diye anlamaya çalışıyorsunuz. Bir yerlere notlar alıp, alıntı olarak paylaşmak istiyorsunuz. Bunun yanı sıra kitap edebiyat açısında aşırı zengin. Okuduklarım arasında ki en zengini diyebilirim. Hatta kolay kolay, bu kadar zengin bir kitapla bir daha da karşılaşacağımı düşünmüyorum. Söz sanatları havalarda uçuşuyor.. Bu anlatı ve derin felsefi düşünceler içeren bu kitabı bir solukta okuma yanlışına kapılarak hata yaptığımı düşünüyorum. Okurkende çokça zaman harcadığımı söyleyebilirim. Düz roman olsa bir bu kadar sayfa daha okumuş olurdum. Tavsiyem baş ucunuzda dursun her gün belli bir doz alarak okumanız. Üzerine düşünmeniz. Okuyor muyum, yoksa okuyormuş gibi mi yapıyorum? Düşünüyor muyum, yoksa
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,5bin okunma
Bu Da Geçer Ya Hû!
9/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2020 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2020 12:54
Bir Livaneli kitabı daha bitti. Coğrafyamızın birçok milleti, ırkı, topluluğu bünyesinde barındırması ve bunun getirdiği sorunlar üzerine inşa edilmiş bir roman. Ekonomik sebeplerden dolayı satılan bir yalının yeni sahipleri, yalının bahçesindeki müştemilatta yaşayan, zamanında yalının da sahibi olan paşa torunu Leyla Hanım’ı haksız yere sokağa atmalarıyla başlıyor. Burdan yola çıkarak yazar bize, “tarih boyunca hep böyle olmadı mı?” demek istiyor. Bakarsak yapılan her savaştan sonra, karar verilen her mübadeleden sonra, tehcirden, katliamdan...sonra insanların evleri, malı mülkü bir başkasına geçmemiş midir? “Kimler kimlerin evinde? Kim bilir?” diye düşünmemizi istiyor yazar. Ayrı çevrelerde yaşamış,hayatları bir şekilde mahvolmuş, hayatta bir araya gelemez dediğimiz karekterlerin yolları kesişmekte. Bu kesişme ve sonrasında da kaynaşma, o süreçteki diyaloglar şüphesiz kitaptaki en iz bırakanlardan olacaktır. Karakterlerin bir birleriyle kavuşana kadar ki anlatımda konu o kadar dağılmış gibi geldi ki toparlanamayacak sandım. Hatta okurken az sayfa kaldı nasıl bağlayacak diye düşünmedim desem yalan olur. Tabi Zülfü Livaneli olunca topalarlamak zor olmadı. Yine de o kısmı çabuk geçtiğini düşündüğümü söyleyebilirim. Livaneli diğer kitaplarında da olduğu gibi öyle bir anlatırki o mekanı, o karekteri, o dönemi yaşarsınız. Bir bakmışsınız Bosnalı yalısının bahçesinde mis kokulu çiçeklerin arasında boğazdan geçen gemileri seyrediyorsunuz. Bir bakmışsınız Cihangir’in o dar gürültü sokaklarında boğuluyorsunuz. Bir de bakmışsınız Osmanlı döneminde Balkan savaşındasınız. Kısacası o güzel betimlemelerden bu kitabında da bulacaksınız... Keyifli okumalar..
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,3bin okunma
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2020 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2020 18:51
Ayfer Tunç’tan okuduğum ilk roman; ‘Dünya Ağrısı’ sanırım son olmayacak. Dünya Ağrısı, adını Alamanca weltschmerze (die welt +schmerze) kelimesinden almış ve dünyanın yetersizliği veya kusurlu olması konusunda derin bir üzüntü anlamına gelir. Bunu öğrendikten sonra ne kadar dramla karşılaşacağımı hesap etmiştim ve yanılmadığını söyleyebilirim. Roman küçük bir Anadolu kasabasında geçmekte. Ana karakterleri Mürşit ve Mürşit’in otelinde kalan asıl adı Uzay, ama kitapta Madenci olarak geçen, kendince önemsiz bir maden mühendisi. Bir tarafta geçmişinden kaçan Madenci, diğer tarafta kaçamayan adeta istemediği hayata çakılıp kalan Murşit, iki vicdanlı arkadaş. İsimleriyle ne kadar da ters öyle değil mi? İkisi de istemediği hayatı yaşamışlar, yaşamak zorunda kalmışlar.... Vicdan arkadaş vicdan, çok önemli bir olgu. Vicdanlı adam düşünür tecavüzleri, idamları, cinayetleri,toplumsal linçleri ve katliamları, ülkenin yakın geçmişimdeki sorunları.. düşünür.. dert eder kendisine. Kitapta bunları bulacaksınız dertleneceksiniz sizde. Hatta okurken iki arkadaşın rakı sofrasına bir sandalyede siz çekeceksiniz. Doldur Kibar Abi diyeceksiniz.. doldur..Dinleyeceksiniz bu iki arkadaşı. Bekleyeceksiniz kitabın sonuna kadar. Nedir bu kadar çektikleri acı?.. soracaksınız.. Dinleyip üzüleceksiniz sizde. Dinleyin diyeceksiniz, dinleyin! Sizde anlatacaksınız bir şeyler. Dertleneceksiniz, dertlendikçe daha da içeceksiniz.. Zaten buz gibi soğuk otel kar yağcak daha da üşüyeceksiniz.. Delidağ’a bakacaksınız hep birlikte.. Dünyanın bembeyaz bir sonsuzluk, yalancı bir güzellik olduğunu göreceksiniz...
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
HİKÂYELER SOKAĞI
9/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2020 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 18:27
“Bu hikayeler ne zaman bitecek?” Kısmete bak! İlk defa inceleme yapmak istedim onda da yasaklı bir kitaba denk geldim. Öyle bir yasaklı kitap ki 1959 yılında tefrika edilmesine rağmen 1967 yılında ilk defa Lübnan’da yayınlanmış. Türkiye’de bile 50 yıl sonra yayınlanabilmiş. Yine öyle bir yasaklı kitap ki dostlar; bir yandan Mısırlı yazar Necib Mahfuz’u Nobel ödülüne taşırken diğer yandan islam otoriterlerinin tepkisini çekmiştir ve Mahfuz ölüm tehlikesi bile atlatmıştır. Eee..normal bence. Hassas bir konu üzerine roman yazma ceserati herkesin harcı değil ne de olsa! Peki Cebelavi kim? Çocucukları, torunları kimler?..Acaba yasaklanmış olması doğru mu? Hadi buna da okuduktan sonra siz karar verin.. Kitap, dinler tarihini ve insanlığı alegorik ve edebi değeri yüksek, özünde de hep bir affedilmeyi bekleyiş olarak anlatmakta. Akıcı bir şekilde okuduğumu ve okurken de keyif aldığımı söyleyebilirim. Romanda bir çok karakter olmasına rağmen ana karakter olan dört peygamberden bir de Arif’ten, yaptıklarından ve yapmak istediklerinden bahsedilmemektedir. Bu peygamberler sırasıyla Edhem (Hz Adem), Cebel (Hz Musa), Rıfat(Hz İsa), Kasım (Hz Muhammed) olarak temsil edilmektedir. Cebelavi (Allah), Ethem’i konaktan(cennet) kovmasıyla hikayeler başlar. Konağı yöneten vekilharçları, çete liderleri düzeni ve adeti bozarlar. Tabi bunda insanların korkaklığının payı da var. Sonrasında büyükbabaları olan Cebelavi tarafından bu peygamberler bozulan düzeni sağlamaları için görevlendiriyor. Düzen bir şekilde sağlanıyor. Ama gelin görünki bu unutkanlık bu ‘hikâyeler sokağının’ vebası olduğundan yeniden bozuluyor. Bu şekilde en son Arif geliyor. Burda Arif herhangi bir dini karakteri temsil etmiyor. Arif, bilimi, akılı ve rasyonel düşünmeyi temsil etmektedir. Kitabın son cümlesi de her şeyi
Cebelavi Sokağı'nın ÇocuklarıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20202,573 okunma