...Arda sesimi duymuştu, telefonun ışığını tutmuştu, saatler sonra ilkkez bir ışık görmüştüm ve gözlerimi alıyor, gözlerim doluyordu bu sefer ümitten. ranzamda battaniye olmuş üstümde tonla beton, ayı postu yayılmış yerdeyim. Nefes almak ne de güzel bir nimet... Arda betonları kaldıramadı ilkin, gitti. Kaçtı zanetmiştim, yanılmışım. Patlamış dolabımı bulmuş, içinde testler, kitaplar, kütübbü sitteler, romanlar, kitaplar ve iki üç tişört vesaire... Hepsini tutmuş, olduğum darlığa doğru attığını duyuyorum. azıcık kaldırıyor araya bir kitap koyuyor, azıcık kaldırıyor araya bir kitap koyuyor, azıcık kaldırıyor araya bir kitap koyuyor, tekrar ve tekrar... Allah'ım, göğsümü avazınca şişirmek ne de güzel bir nimetmiş! tam dogrulacağım ki kollarım uyuşmuş soğuktan, bezilmekten ve bacaklarım da. sürüne sürüne kaçtım her gün yattığım ranza dibinden. ayakta durabilmek, insanca, ne güzel nimet...
bir yer bulduk, halı var yerde, desenlerine bakılırsa ikinci kat koridorunun ama sorsan biz dördüncü kattaydık. bir diz üstü duracağımız bir boşluk bulduk. Sırtımı bir mermere dayadım, cenin biçimde çömeldim. sallantılar devam ediyor, geçtiğimiz tünelcikler kapanıyordu birer birer ardımızdan -yok arkadaş, çıkamayacağım boşa bu çırpınış!- ağlıyor, ölümü bekliyor, teslim olmuş, tövbe kere af diliyordum. Soğuktan uyuşuyor, soğuk uykusuna girmeye ramak kala saçımı sola eğen bir rüzgâr vurdu başıma, azıcık bi kafam basıyorsa anladım, var dışarıya açılan açıklık da bu rüzgar oradan kondu bana. Takip ettim beton yorgan karışımı tünelimsi boşluklardan. ara holdeki televizyonu gördüm kenarından, anladım ki yanındaki yangın merdivenine çıkan demir kapıdan ediyor rüzgar. Kapıyı da buldum, yaslandım da nafile bu gayret... senet verdim Yaradan'a, Yaradan'a sığındım her zamanki gibi... yaslandım son