Yüzümü ve anılarımı çıkaracak kadar güneşi yoktu
yazların. Ben sizi nasıl da ağır, nazlı ve dur bakalım sevdiydim. Ben sizi sahrada yağmurları bekler gibi
beklemedi miydim. Bir gülün soluklanma vaktiydi, sonsuzdu,
pembeydi. Cam üstüne cam, oradaydım.
Beceriksizliğin kumral ve geçici mevsimleriydi,
ben size görkemli ne varsa hepsini bıraktım
ve kendi göğsünde büyüdüydü çocukluğum.
... dünya çok üzücü bir yerdi, savaş filmlerini ve samurayları eskisi gibi sevmiyordum.. Bir boşluktan aşağı mı bırakıyordum kendimi.. teller tenimi çizip canımı mı yakıyordu.. mutsuzluğuma mı alışıyordum seni severken.. yoksa kan kaybından mı ölüyordum..
Daha fazla parçalanacak parçam yoktu...
Neyse,
sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu.