-Ne hatırladım, biliyor musun ağabey? dedi. Bir gün rahmetli annemle tartışıyordum: “Seni dinlemek istemiyorum,” diye bağırıyordu… Sonunda şöyle dedim ona: “Beni anlayamazsınız anne, ikimiz ayrı kuşakların insanlarıyız çünkü.” Bu sözüme çok gücendi, bense, “Ne yapayım,” diye düşünmüştüm, “İlaç acıdır, ama gene de yutmak gerekir.” İşte sıra şimdi bize geldi, çocuklarımız onların kuşağından olmadığımızı söyleyecekler bize ve biz bu acı ilacı yutacağız.
-Evet, dedi. Köylük yerde büyük zekalardan uzakta beş yıl yaşamak hiç de hoş bir şey değilmiş! Aptallaşıyor insan. Sana öğretilenleri unutmamaya çalışıyorsun, oysa dışarıda neler oluyor! Bir de bakıyorsun, bildiklerinin hepsi saçmaymış. Aklı başında insanların böyle şeylerle artık ilgilenmediklerini, senin geri kafalı olduğunu söylüyorlar sana…Ne yaparsın! Anlaşılan, gençler bizden çok daha akıllı.
Biliyor musunuz, bir zamanlar tek başıma mutlu olabildiğim yerleri anımsamaktan, oraları zaman zaman ziyaret etmekten çok hoşlanırım; bir daha geri gelmeyecek geçmişi aynı şekilde bugün de kurmayı pek severim ve bir silüet gibi, işsiz ve hedefsiz, sıkıntı ve üzüntüyle Petersburg sokaklarında, caddelerinde dolanırım. Ama ne anılar!