"Hayat, canlılara öncelik tanırdı. Ölenlerin görüntüleri, sesleri, kokuları, anıları, izleri ağır ağır silinir giderdi. Acı ama galiba başka yolu da yoktu. İnsan pek de vefalı bir varlık değildi. Önemli olan ölenleri tümüyle unutmamak, ruhlarından bir parçayı benliğinize katarak, onların gönlünüzde yaşadığına kendinizi ikna etmekti. İkna etmekti, diyorum çünkü zamanla yüzlerini bile hatırlamakta güçlük çekeceğimiz sevdiklerimizin ruhumuzdaki etkileri, yaşamın canlı görüntüleri, sarsıcı olaylarıyla ağır ağır silinip giderdi belleğimizden."
"Ama hayat devam ediyordu. İnsan istemese bile başkalarıyla karşılaşıyor, başkalarını seviyordu. Başkalarına duyulan sevgi, ölenlere duyulan bağı azaltmamalıydı."
"Kütüphaneciden kendisi için bir kitap seçmesini isteyen insanlar çoğunlukla 'Kısa hikâyeler istemiyorum,' ya da Alman bir müşterimizin deyimiyle 'Ufak hikâyeler arzulamıyorum,' diye girer lafa. Nedenini sorduğunuzdaysa, her yeni hikâyeyle birlikte yeni karakterlere alışmanın çok yorucu olduğunu ve ilk kısımdan sonra fazla düşünmeyi gerektirmeyen bir romana 'dalmayı' sevdiklerini söylüyorlar. Bana göre, burada suç okurdan çok yazarlardadır. İngiliz ve Amerikan modern kısa hikâyelerinin çoğu romanlara kıyasla çok daha ruhsuz ve işe yaramazdır. Gerçekten hikâye olan kısa hikâyeler yeterince popülerdir. "
"Ödünç kitap veren bir kütüphanede insanların sahte değil, gerçek zevklerini görürsünüz ve 'klasik' İngiliz romancılarının nasıl tamamen gözden düştüğünü anlayınca hayret edersiniz."