“Sonunda ruhumuzda, kapanmayan her yaranın bir şifasının da olabileceğini öğrendim. Gençlik yıllarından itibaren hayal etmeye başladığım Erdem Okulu projesi, geçmişimin bir ağıta dönüşmesine engel oldu. O geçmişten kendim ve başkaları için bir şifa üretmeyi başardım. Tüm yaşadığım acı dolu deneyimleri anlamlı kılan bu projeye, giderek artan bir heyecanla bağlandım. Bu hayal her geçen gün biraz daha filizlendi ve yaralarım kapanmasa da birlikte yaşanabilir hale geldi. Sonunda anladım ki yaşadıklarım bana bedel ödetse de, gizliden gizliye beni götürdükleri yol aslında ruhumun aradığı şeydi; başka insanların hayatlarına değer katmak ve böylece kendimi onlara kattığım şeylerde görebilmek… Bir insanın kendisini görebileceği daha net bir ayna var mıdır, bilmiyorum. Bedenimiz için hep bir aynaya ihtiyaç duyarız da ruhumuz için bir ayna aramak çoğu kez aklımıza gelmez.”
“Bana bu bahsettiğin tehditlerden örnek verir misin?” “Mesela seni kandırmaya çalışan ya da senden yararlanmak isteyen kişiler.” “Ben böyle kişiler yok demiyorum. Ancak biri seni kandırdıysa, bu tek bir şeyin göstergesidir. Sen onun, sana anlattığı şeye inanmak istemişsindir. Tarih boyunda sahtekarların başvurdukları ilke şu sözde gizlidir; “İnsan inanmak istediği şeye inanır.” O kişiye kanmamızın sebebi, kendimizi inandırmak istediğimiz şeyi bulmuş olmasıdır. Kolay para, dış tehdit, zahmetsiz başarı, garanti sonuç, koşulsuz değer görme veya hayranlık kazanma gibi… O yüzden vaat ettiği şeye, ayakları hiç yere basmasa da gönülden inanmayı biz seçmişizdir. Hatta inanmak istediğimiz şeyleri vaat eden o insanları bile biz seçip hayatımıza sokmuşuzdur. İnanmak için dışarıdan destek beklediğimiz her şey, aslında bizim bir zayıflığımızdır. Zayıflık giderse, bu zayıflıktan istifade etmeye çalışacak insanların da yok olduğunu görürsün. Hayatımıza girmesine gerek kalmayan hiç kimse, hayatımıza girmez.”
Kadınların hatırladıkları en güzel dönem, herkes tarafından çok sevildikleri o sevimli çocukluk yıllarıdır. Kendilerine o yaştaymış gibi davranılması, onları mutlu ve güvende hissettirir.
İnsan sonuç odaklı yaşadığı için başından geçenleri yalnızca neticelerine göre değerlendirir. Bir ağacın sonra bekleyen neticesi meyve olduğundan “ağaç meyve içindir” yanılgısına kapılır. Sondaki netice gelmeyince, her şey berbat oldu, ele avuca bir şey geçmedi diye düşünür. Oysa ağaçların meyve vermek haricinde; havayı temizleme, oksijen üretme, yaşam alanlarını serinletme, toprak kaymasını önleme, insanları zararlı ışınlardan koruma, sinirleri yatıştırma, hayvanlara yuva olma, depremlerin etkilerini azaltma gibi pek çok faydaları vardır.