Modern toplumda utanma duygusu anormal bir durum olarak görülerek değersizleştirildi. Utanan kişilere sosyal kaygı bozuklukları teşhisleri kondu. Fakat utanma duygusu, insanların davranışlarını düzene sokması için gereklidir. İdeal seviyede utanma duygusu ile mahremiyet alanları geliştirilir ve kişisel sınırlar belirginleşir. Zaten modern toplumdaki şiddet ve taciz gibi pek çok sorun mahremiyetin ve sınırların kaybolmasından kaynaklanmaktadır.
Dünyada adaletin olup olmadığı ya da doğru işleyip işlemediği tartışılır. Tartışılmayacak nokta ise adaletin insanların psikolojisine ettiği etkidir. Adaletli bir ülkede yaşayan insanlar daha güvenle hareket eder. Kendilerine güvenirler, kafaları rahattır ve neşeli olurlar. Adalet, insanlığın başlangıcından beri var olan bir kavram olsa da modernizm ve kapitalizm, adaleti ve adaletin getirdiği empatiyi göz ardı etmiştir. Üretmek ve tüketmek ön plana çıkmış, insanlar arası eşitsizlikler gittikçe daha belirgin hale gelmiştir. Herkesin yararlanması gereken adalet ise yalnızca güçlülerin kullandığı bir sopa haline gelmiştir.
İnsanın avcı-toplayıcı dönemden ona miras kalan hayatta kalmak için sürekli yeni çözümler üretmek ve kaotik bir yaşamda yenilikçi yöntemler bulmak gibi özelliklerini bastırdık. Şehir hayatının düzeni seven, belirsizliğe tahammül edemeyen ve belirli bir davranış kalıbını herkese uygulamak isteyen yönünü ise neredeyse “insanın doğası” olarak kabul ettik. Diğerleriyle uyum içinde yaşama telaşıyla sürekli çalışıp başarmayı, kim olduğumuzun önüne koyduk. Fakat insan böyle bir canlı değildir. Zira insan, sınırlar içinde mutlu olmaya değil, sınırları aşmaya ve yenilikler keşfetmeye ayarlıdır.
İsrail'in Arap hava kuvvetlerini yok eden ve İsrail'in Sina Yarımadası, Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Golan Tepeleri dâhil hızlı toprak kazanımlarına yol açan ilk saldırısı buydu. İsrail'in çatışmaya iyi hazırlandığını ve zaferinin varoluşsal bir tehlikenin sonucu değil, uzun süredir devam eden askeri planlama ve stratejik avantajın sonucu olduğu apaçıktı.