Nasıl yüründüğünü bilmiyorum tenhâlarda
Başaklar parmak uçlarımı arıyor, tarlalar ellerimi
Paslı bir mevsimden geçiyor kalbim
Ay tutulunca beklenmedik bir anda
İçimde kırılıyor alıngan pusula
Nasıl ulaşacağımı bilemiyorum
Keşfedilmemiş kara parçalarına
Ben, bende olup bitenleri, kurt kapanları ile dolu labirentimi, kara bulutumu, saçını çıkarmasını beklediğim güneşimi, kendi değirmenimi enine boyuna anlattım gibiyim. Siz de kendi labirentinizde çıkmazlar da yanılıp dönerken bakarsınız karşı karşıya geliveririz. Selamlaşmamız, kucaklaşmamız, deneyimlerimizi birbirimize aktarmamız ve çıkışı birlikte bulup labirenti deneycinin başına indirmemiz için belki de güçbirliği yaparız. Bundan böyle ne dersiniz?
Küheylanın otlağı geniş kasırgaları yaman, safi sık, alnı dik ve onurlu ne var ki nalları dökük.
Kalbini ise
Doldurmuş öksüzlüğün duygusu
Bilmem resmimiz görülüyor mu bu çerçevede ve niye " nalbantlık " diye başladık bir anlam verilebiliyor mu ?