Ayağını incitirsen doktora, başın ağrısa doktora, ateşin çıksa doktora, kaza geçirsen doktora, kanser olsan doktora... Peki dokunamadığın, göremediğin bir yerden incinirsen kime gidecektin? Kimse kabul etmezdi de hasta olduğunu, herkes aynı serabı görmüyor muydu?
Annemin hiçbir zaman banyodan sonra saçlarımı taradığı, kuruttuğu ya da ördüğü bir anıya sahip olamadım ama hep saçlarımı uzattım. Bana hiç pilav, makarna, çorba nasıl yapılır göstermedi ama ben malzemeleri hep alırdım. 18. yaş günümde yanımda yoktu ama ben masaya fazladan bir tabak hazırladım.
Babam hiçbir zaman zihnimde yer edinecek kadar hayatımda olmadı ama ben o iki hece için hafızamda boş bir sandalye bıraktım. Ben küçükken, o İlk gittiğinde hep bekledim akşam saatini ama o yine de gelmediğinde gazetesini masanın üzerine bıraktım. Annem kilitleri değiştirdiğinde bendekini saksının altına bıraktım. O sevmezdi belki gelir diye kokulu sakız çiğnemeyi bıraktım. Karnemi onun koltuğuna bıraktım. Yokluğuna kalbimi bıraktım.
Belki de bu tür şeyleri aile öğretmeliydi daha küçükken. Karşılarına almalıydılar. Biz böyle yapıyoruz, sen de böyle yapmak zorunda değilsin ve kendi yolunu bulabilirsin.