"Neyden gitmiş?"
"Yüksek doz."
"Uyuşturucu mu?"
"İlaç diyorlar ama bu kadın zengindi. Uyuşturucudur kesin."
"Kızı varmış bir tane."
"Var. Varlığı yokluğu bir."
Görmemek için büyük çaba sarf ettiğim kırmızı şimdi tenimdeydi. Ne kadar sabun döksem, ne kadar sert bastırsam çıkardı sahi?
Yoksa onun da mı hayaletleri benimle kalırdı?
Kıvrılırdı geceleri başucuma.
Beraber yatardık ama beraber uyuyamazdık.
Doğru düzgün ağlamadığın için göğüs kafesine batan her gündüz nefesi, geceleyin kâbuslarını korkuyla beslerdi. Ne vardı sanki başın dik, omuzların dik ileriye bakıp nefes almakta?
İleride hâlâ bir şeyler kaldıysa.
Duvarlara sürtünen tırnaklar benimkiler değildi ama diplerinde hissettiğim acı bana aitti, saçları dolanıp çekilen parmaklar bana ait değildi ama kafamın her bir milimetresinde hissettiğim acı bana aitti; hayaletler benim değildi, hayaletler benimle değildi ama gölgeleri bana aitti.
Giden insanlar belki hiç elimden tutmamıştı ama giderken yanlarında götürdükleri göğüs kafesi bana aitti.