“Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,
beni yaktırırsın,
odanda ocağın
üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf,
beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yatarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…”Nazım Hikmet.
Toplumla ilgili sağlıksız yönlerin köklerini ben ailelerde görüyorum. Türkiye' de Türk ailesinin işleyiş biçimini iyice anlamadan, kavramadan Türk toplumunun aksayan yönlerini gerçekçi olarak tanımlayamayız. Bu nedenle, biri bana toplumun aksayan yönlerini gösterip bu toplumda yaşamanın ne kadar zor olduğunu sürekli söyler ama kendi ailesinde sağlıksız, kalıplayan bir aileyi sürdürürse, bu kişiyi dinlemenin benim için bir zaman ve enerji israfı olduğunu düşünürüm.
...kalıplaşmış insanın, kendi özüyle olan ilişkisinden çok,dış dünya ile, başkalarının beklentileriyle olan ilişkisine önem verdiğini görüyoruz. Kalıplanmış insanın yaşamında baskın olan, toplumun kendinden beklediğidir. Bu beklentileri sürekli birinci planda tuttuğu için iç dünyasında olup bitenleri ikinci plana atar.
Yetişkin çocuğun içinde, kendinin de bilmediği doldurulamayacak bir boşluk vardır. Bu boşluk kişinin davranışlarında kendini belirtir. Kişi mutsuzdur ve mutsuzluğunun kaynağını dışarıda bir nesne, olay ya da kişide bulur.