“Jin, Jiyan, Azadî” — yani Kadın, Yaşam, Özgürlük — bugün dünya çapında kadın direnişinin simgesi haline gelmiş bir Kürtçe ifadedir.
Bu ifade herhangi bir propaganda, parti sloganı veya kuruma ait değildir; hiçbir siyasi hareketle doğmamıştır. Kökleri, kadim Mezopotamya uygarlıklarına, Kürt halkının kültürüne, inançlarına ve tarihine dayanır.
Kürtçede “jin” (kadın) ve “jiyan” (yaşam) kelimeleri aynı kökten gelir. Bu rastlantı değildir: Kadim Kürt kültürlerinde kadın, yaşamın kaynağı olarak görülmüştür. Kadın, doğurganlık, bereket ve yaşamın merkezidir. Yaşam kadından doğar ve özgürleşir. Kadının gücü toplumsal ve kozmik anlamda yaşamla özdeşleşmiştir.
Eski Mezopotamya’da bu anlayış, Tanrıçalar dönemine dayanır:
İnanna: Aşk, bereket, özgürlük ve savaşın tanrıçası. Kadınla özdeşleşir; yeraltına inişi ve yeniden doğuşuyla dişil kaynaktan doğuşu simgeler.
Ninhursag ve Tiamat: Toprak ve yaratılış tanrıçaları. Kadın olmadan yaşamın mümkün olmayacağını, yaşamın felsefi yaratıcılarını temsil ederler.
Kürt ataları arasında;
Gutiler: Kadın rahibeler ve toprak ana figürleriyle, kadını yaşamın ve doğanın temsilcisi olarak görüyordu.
Mitanniler: Tarihte ilk kadın aile yöneticileri bu devlette yer aldı. Ayrıca yalnızca kadınlardan oluşan savaşçı bir ordu da mevcuttu. Su, güneş ve doğa tanrıçaları yaşamın kendisiydi; kadın özgürlüğü ve yaşamı doğuruyordu.
Medler: Anarhita (su ve bereket tanrıçası), arınma ve özgürlüğün sembolüydü. Kadın, yaşamın devamı ve özgürlüğün temsili olarak üst mertebelerde konumlanıyordu.
Bu topraklarda, “Jin, Jiyan, Azadî” ifadesi kadim dönemlerden itibaren kadını yaşamın merkezi ve özgürlüğün simgesi olarak tanımlamaya başlamıştır.
Kürtlerin İslamiyet öncesi inançlarından biri olan ve hâlâ bazı kesimlerde varlığını sürdüren Êzidîlikte de kadının