Ancak ayaklarımın yere bastığı Kobanê topraklarında, beni tarihin derinliklerinde gezdiren birçok kelime beynimi kurcalıyordu. Evet, gerçekten kelimeler savaşıyor. Demir ve sabanın mucidi olan halk, sonradan bu demirin gazabına uğramış, simya ve kimya olup üzerlerine yağmış, dünyanın en bereketli topraklarının sahipleri tüm bu bereketten yoksun kalmışlar.
"Bu size eleştirimdir. Hainliğe alışmışlar, çünkü biz Kürtleri alt edemiyorlar. Arap Kemeri çerçevesinde buraya yerleştirildiklerinde rejim onları bize karşı kullandı. Şimdi de başka güçlerin oyuncağı ol-muşlar. Onlara inanmayın. Bu toprakların tarihi gerçekleri var. Bunu bilmelisiniz. Sırtınızı asla onlara yaslamayın ve inanmayın. Bu size vasiyetimdir."
"Hayır, çocuklar burada kalsın. Bu toprağın gerçekleriyle büyüsünler. Çocuklarımız bilsin ki burası Kürdistan'dır, ağır çatışmalar ve savaşın mekânıdır. Evlatlarımız yaşadıklarımızdan bihaber büyümesinler. Ne zamana kadar korkarak ve mazlumca yaşayacaklar? Oyunları da savaş olsun. Çünkü bu toprağımızın hakikatidir."
Raxt ve mermilerini sarınması, kıyafetleri, kolundaki Brunosu ile eski Kürt savaşçılarını andırıyordu. Hikayelerde dinlediğim kahraman ve Yiğitler aklıma geldi ve yüreğimde büyük coşku oluştu.