Raşit Ersoy

Raşit Ersoy
@Seven618
Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum; Yobazlığa, ırkçılığa, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Eşitlikten, sevgiden ve kardeşlik ten ve aydınlıktan yanayım .
Zenginliğimizin ne olduğu, Sahip olduklarımız değil Keyfini çıkardıklarımızdır…
Duygu ve Düşünce
Reklam
Ne demişti Cahit Zarifoğlu; "Çocukluğum beni çabucak terk ettiğinde anlamıştım; dünyâ acımasız bir misafirhaneydi." Saygıyla 🙏
Edebiyat
Üniversitedeyim. Bir parkın önünden geçerken bir kediyle birkaç karga dikkatimi çekiyor. Kargalardan biri önce kedinin kuyruğunu, sonra başını gagalıyor. Kedi sinirleniyor ama aldırmamaya çalışıyor. Karga bir kez daha yapıyor. Bu kez kedi öfkeyle üzerine atılıyor. Karga yakındaki bir ağacın dalına konuyor. Kedi de sıçrıyor. Karga biraz daha yükseğe geçiyor. Kedi yine peşinden gidiyor. Sonra biraz daha yükseğe… Sonra biraz daha… Böylece karga, kediyi dallar boyunca ağacın en tepesine kadar çıkarıyor. Ardından kanatlarını açıp başka bir ağaca konuyor. Kedi ise olduğu yerde kalıyor. Ne karşı ağaca ulaşabilecek kadar çevik ne de aşağı inmeyi kolayca başarabilecek kadar rahat. Bir anlık öfkenin peşinden giderken kendini ait olmadığı bir yükseklikte buluyor. Bundan sonra yapabileceği tek şey, uzun süre aşağı inmeye çalışmak ve muhtemelen o kargaya kızmak oluyor. Bazı insanlar da hayatımıza böyle giriyor. Bizi doğrudan yenemiyorlar; ama öfkemizi, kırgınlığımızı, gururumuzu dürtüyorlar. Biz onları kovalamaya başladıkça onlar biraz daha uzaklaşıyor. Biz biraz daha peşlerinden gidiyoruz. Sonunda dönüp baktığımızda, kavganın çoktan bitmiş olduğunu; fakat kendimizi hiç istemediğimiz bir yerde bulduğumuzu fark ediyoruz. İnsan bazen düşmanına değil, onu kovalayan öfkesine yeniliyor.
Felsefe
Rusya’nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındaydı. Müfettiş: "Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?" Köylü:"Sadece bir vida beyim... Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez." Müfettiş: "Delilik bu ! Muhtar görmüyor mu bunu?" Köylü: "Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta..." Müfettiş: "Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?" Köylü: "Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz." Müfettiş, bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı: "Bu sefalet bir gün felakete yol açacak..." Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk gülümseyerek el sallıyordu. Müfettiş dehşetle bağırdı: "Treni durdurun.!" Ama çok geçti. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyuldu. Çocuk ne fizik biliyordu ne de "bir söküp bir bırakma" kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı; ama yan yana iki vidayı birden sökmüştü. Tren devrildi. Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti. Suç veya suçlu kim? Asıl suçlu kim mi ? Cehaleti normalleştiren toplum, Çıkarı ahlakın önüne koyan düzen,
Felsefe
Bir kez olsun aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan Birbirini hep anlayacaktır… Bir kez olsun aynı acıyı bölüşebilen insanlar, Birbirlerine hep saygı duyacaktır. Andrey Tarkovski
Felsefe
Reklam