Kitaba çok büyük heveslerle başlamıştım ama ne yazık ki kitap, tam anlamıyla benim beklentimi karşılayamadı. Genellikle herkesin alıp okuduğu ve belki de çoğunun dayanamayıp yarım bıraktığı, kitabın sonuna kadar okuyanların ise durmadan paylaşımlar yaptığı bu kitabı beklentilerimin üzerinde tutan şey sanırım sürü psikolojisine kurban gitmemden dolayı kaynaklanıyordu. Herkesin beğendiğini beğenirim diye düşündüm. Gel gelelim, bayıla bayıla okuyup beğendim mi? Evet, beğendim ama sadece basit bir beğenmeydi bu, bayılarak beğenmek gibi öyle abartılacak türden değildi.
Mektupların tek taraflı olması olaya dahil olmamı çok zorlaştırdı. Ama yine de yarım iş olmasın diye sonuna kadar dayanarak kitabı bitirebildim. Altı çizili cümlem çok fazla vardı, bunun en büyük nedeni Kafka’nın, cümlelerini güzel ve anlamlı kurması ve cümlelerin bu yüzden bende altını çizme gereği uyandırmasıydı. Zaten olay kitabından ziyade fikir kitabı olduğu için, insan altı çizilecek çok fazla cümleye denk geliyor ve doğal olarak olay olmadığı için de insan sıkılıp kitaba devam etmek istemiyor.
Kafka ilk başlarda ticari amaçla mektuplaştığı Milena’ya daha sonradan aşık oluyor. Üstelik kadının evli olmasını bilmesine rağmen. Milena da fikrimce Kafka’ya boş değildi çünkü Kafka’nın mektuplarından anladığım kadarıyla bu konuda ona çok fazla açık kapı bırakıyordu. Ona bir gün net olsa bile başka bir gün netliğini unuttu ve Kafka’nın hayallerine net bir şekilde red cevabı vermedi. Bazen de evli olduğunun bilincine varıp Kafka’ya da bunu hatırlatma gereği duyuyordu. Ama ne kadar hatırlatsa hatırlatsın, Kafka’nın mektuplarında hayallerinden bahsetmesi ve üstelik o hayallerini Milena’yı dahil etmesine sessiz kalıyor ve bu hayallere net bir şekilde olumsuz yanıt vermiyordu. Kafka’ya umut bırakıyordu, unut demek