Sevim tren

Harese şudur evladım. Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle kanşmca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanma doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
Reklam
Yezidilerin en çok korktukları şey marulmuş, bırak elle tutmayı ve yemeyi, adını anmak bile büyük günahmış. Yaaa öyle, ben de senin gibi şaşırdım önce, hiçbir anlam veremedim ama sorup soruşturunca büyükler bunun doğru olduğunu söylediler. Kimi diyor ki taptıklar şeytan marulun içinde saklanırmış, kimi diyor ki marul kelimesi kendi dillerinde tanrnn ismini çağrıştırırmış. Bunlar babam sana daha iyi anlatır, ne de olsa eski toprak.
"Ben sadece bir öğretmenim ’ demek mümkün değil. Sen sözlerin anlatamayacağı kadar büyüksün Öğrencinin sana bakışından kim olduğunu. Öğrencinin sana gülümseyişinden ne ifade ettiğini anla Sadece elini değil, onun geleceğini tutuyorsun Yalnız aklına öğretmiyorsun, kalbine de dokunuyorsun Sadece gözlerinin yaşlarını silmiyorsun, işindeki ruhu da besliyorsun
Öğretmenlik yapan, öğret-men-öğrenci ilişkisi kurar, bundan başka da bir şey bilmez. Öğretmen olan ise öğrencisiyle insan-insan ilişkisi kurar.
Bu beyefendinin okuldan soğumasına, tarih dersine gelen öğretmen neden olmuş. Bu öğretmen, sınıfta dolaşarak ders anlatır, sıraların arasında gezinirken de elindeki tespihi daima işaret parmağına dolayıp çevirirmiş. Anlaşılan, bu davranışı öylesine alışkanlık haline getirmiş ki yaptığının farkında bile değilmiş Beyefendi de ona özenmiş olmalı ki bir gün. tıpkı öğretmeninin tespihini çevirdiği gibi tırnak makasının takılı olduğu zinciri işaret parmağında çevirmeye başlamış. Bunu gören öğretmen de. "Sen ne halt ediyorsun!" diye sertçe bağırıp. ‘Sok onu cebine!" diye ikaz etmiş. Sınıf arkadaşlarının önünde azarlanmak ağrına gitmiş ve "Ama Hocam, siz de parmağınızda tespih çeviriyorsunuz," diye itiraz edecek olmuş. Öğretmen de bunun üzerine. “Gelirsem oraya..." diye başlayıp son derece sert bir şekilde azarlamış. Bu olay, çok gücüne gitmiş. Dediğine göre o an içinde bir şeyler kopmuş, eğitimin hiçbir anlamı olmadığına karar vermiş Zamanla, koca bir yalanın içinde olduğunu hissetmeye başlamış ve artık hiçbir şey ifade etmeyen okulunu bir ay sonra bırakmış.