Stalin Eyüp onca yıldır tanıyordu Nizam Abi'yi. Bir yakını yoktu adamın. Dünya üzerinde bir arkadaşı da yoktu. Onun da bir aşk hikayesiyle bu kasabaya çakılıp kaldığı söylenirdi. Zaten insanın bir kasabaya çakılıp kalması için ayrılık acısından başka ne derdi olurdu ki.
O an dünyada ne kadar "yazık!" sözcüğü varsa toplanıp benim üzerime çullandı adeta. Yetmedi, kendi halinde gezinip duran "istikbal" diye bir sözcük de gelip yazıma yapıştı sanki.
Cami abdest demekti. Suyun kol ve ayaklardan yavaşça süzülmesi demekti. Eskimiş halılar demekti. "Semi Allahü limen hamide" derkenki o kısık ve huzurlu ses demekti. O halılara inip kalkan başlar demekti. Eklem ve dua sesleri, tevekkülle çekilen tespihler demekti. Kubbelere çevrilmiş gözler demekti. Allah'ın evi demekti cami.
Babam küfür etmezdi. Onun susması bir küfürdü zaten. Dişlerini gıcırdatması bir küfürdü. Gözlerini dikip bize bakması bir küfürdü. Geceleri inip kalkan göğsü bir küfürdü. Evde olması bir küfürdü. Varlığıyla yokluğuyla apayrı bir küfür. Bu kez onca hakaretin yetmeyeceğini iyi bildiği için kelimelere muhtaç kalmıştı demek.