Adeta tablası devrilmiş, simitleri çamura düşmüş, dağılmış, olduğu yerde çökmüş ağlayan bir simitçi çocuğu sahiplenir gibi sahipleniyordu herkes birbirini. Mahallelerinde yangın çıkmış da ellerinde kovalarla yangını söndürmeye çalışan kan ter içindeki sokak sakinleri gibiydiler kurşun yoğmuru altındaki köprüde.
Çocuk, "Bunlar reisi devireceklerse önce bizi devirmeleri lazım abi, değil mi?" diye sarıldı kendisini başından öpen delikanlıya.
Belki hayatı boyunca ilk kez başka yerde olsalar kendisine selam vermeyecek adamlarla beraber, 'bir' olmuş hissettiğini fark etti Ebubekir çocuğun.
Bunun onda oluşturduğu duyguyu anlamaya çalıştı. Belki yanından geçerken eline para sıkıştırdığı ama uzun uzadıya sohbet etmeyi hiç aklına getirmediği biriyle darbeye direnmek için bir arada olması ne kadar anlamlıydı.
Aslında kasnaklıları gerçek gülümsemeyi öğretirdi bütün çocuklara, yırtıldığında hüznü, ipi kopuk rüzgarın önünde kontrolsüz döne döne düşerken kaybetmeyi, güçlü çocukların, beğendikleri uçurtmaları kendilerinden küçük çocukların ellerinden zorla aldıklarında zorbalığı, birininki diğerininkinden daha şatafatlı olduğunda kıskançlığı, en yükseğe çıkanı gördüklerinde zaferi öğrenirlerdi.