Şeyda Ergüven

Şeyda Ergüven
@SeydaErg
HAKKANİYET ANLAMINI KAYBEDERSE, ZAMANLA HER ŞEY ANLAMINI KAYBEDER.*
Marmara Üniversitesi-Sınıf Öğretmenliği
İstanbul
18 Mart
225 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·404 syf.··
2021 8. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2021 01:25
Avar, kızların okula geldikleri günün fotoğrafları ile bir yıl sonraki fotoğraflarını çekip aradaki farkı göstermek için Rüştü Uzel’e getiriyor. Rüştü Uzel ilk başta bir gelişim albümü hazırlamasını sonraki zamanlarda da bunların hatıratını yazmasını istiyor. Avar da Elazığ’a tayininden itibaren hatıra defteri tutmakta idi. Avar’ın anılarını bir kitapta toplama hayalini kızı Bahu ve eğitimci Sati Erişen ölümünden sonra gerçekleştirecekti. Sıdıka Avar, Dağ Çiçeklerim’de öğretmenlik yıllarının son 20 yılını kapsayan dönemini, yaşantılarının kesitlerini sunuyor. Anılarıyla 1940-1959 yıllarında Doğu’daki insanların hangi koşullarda yaşadıklarını, hangi koşullarda çocukların okuduklarını ve kendisinin yaşadığı mücadele ,ulaştığı başarıyla da o korkunç görünen karanlığın içine girmekten korkmamayı göstermek istemiş. “Karşıdan korkunç görünen karanlık, içine girildikçe munisleşir.” öğüdünü almıştı bir kere. Belki de cehalete karşı savaşmamız gerektiğini bundan sorumlu olduğumuzun farkında olmamızı da istedi. Zira Dağ Çiçeklerim ile cehaletin nice hayatları yaşarken öldürdüğüne şahit olacak ve sorumluluk hissedeceksiniz. Kızlarını okula göndermemek için 11-12 yaşlarında evlendiren analar, babalar; temizlik nedir ,mendil nedir bilmeyen insanlar. Kendi olamayan, yaşamı sömürülen nice kızlar. Bit içinde saçlar, yıkanmadığı için kabuklaşan tenler, yırtık elbiseler; kalbi kırık, sert bakışlı, geçmişin yükü yıkılan saf çocuklar. Sert coğrafi koşullarda soğukla, açlıkla savaşan aileler… Ve bu karanlığı aydınlatacak nice insanlar yetiştirmek üzere yollara düşen, yollarla arkadaş olmuş, o dik uçurumları aşmış, çocukları ellerinden tutarak okula getiren bir köy müdiresi, Sıdıka Avar. “Biz gittiğimiz gün kazada on üç düğün vardı. İlden kaymakam vekilliği de yapan tahrirat katibine
Dağ ÇiçeklerimSıdıka Avar · Berikan Yayınevi · 2011147 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Okuryazarlıktan okurluğa doğru bir adım..
Puan vermedi·226 syf.··
2021 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2021 18:04
Yazar Emin Özdemir, "Eleştirel Okuma" ile biz okurlara kitapları nasıl okumamız gerektiğini göstermek ve okur olmanın özelliklerini kazandırmak istemiş. Kitaplarla nasıl bir iletişim içinde olmalıyız? Onları bir okur, nasıl okumalı? Kitabın yazılış yönü bu sorular doğrultusunda. Yazar, hakkını vererek okumak nasıl olur görün bakın demiş bence. :) Peki neden bize iyi bir okurun özelliklerini kazandırmak istiyor? Yazar, dilbilimci ve edebiyat araştırmacısı olmakla beraber insanların, kitapları yüzeysel okuduğunu düşünüyor ve okumayı sadece okuryazarlık olarak gören bakış açısına karşı duruyor, okumanın bundan çok öte olduğunu savunuyor. Okumanın yaşamımıza kattığı yararların farkında olması da Eleştirel Okuma'yı yazmaya itiyor. Eleştirel Okuma'nın ilk bölümünde kitapların işlevine değinmesi bunu doğrular nitelikte. Akşit Göktürk’ün tanıklığına başvurduğu bir yazıda okur olmakla okuryazar olmak arasındaki çizgiyi bize göstermek istemiş. “Okumanın başlıca amacı bireylere kuru bir okuryazarlık becerisi kazandırmak değil, belirli alanlarda bilgilendirici, düşünceyi, duyarlığı geliştirici okuma alışkanlığı vermek olmalıdır.” “ Okumadığımız için az yaşayan insanlarız. Az yaşayanlar hem genç kuşakları iyi yetiştiremez hem de gelişemez.” , diye başka bir tanıklığa başvurarak okumanın daha fazla yaşamak olduğunu düşünüyor. Okumaya çok değer veriyor ve okur olmayı yüceltiyor. Yazarın, kitapları, hayatın vazgeçilmezi olarak gördüğünü anlıyoruz. Bazı yazarlardan başvurduğu tanıkları onaylar ve açıklar bir tutum içinde. Yazar, okuyucu olarak da sorumluluklarımızın olduğunu belirtiyor. İkinci bölümde okur tiplerine de değinmiş .Okuduğunu sindiren, ondan tam anlamıyla faydalanan okuyucu tipini istiyor. Okur olarak kitabı neden okuduğumuzu sorgulamamızı da istiyor ; yazarın
Eleştirel OkumaEmin Özdemir · Bilgi Yayınevi · 2000326 okunma
Köy Enstitülerini merak edenlere
Puan vermedi·264 syf.··
2021 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2021 14:37
Yönetimi kendi eline almış, ülkenin bağımsızlığını sürdürecek tek gücün, ulusun egemenliği olduğunu anlamış ve bunu bizzat yaşamış bir halk var.Bunu devam ettirecek , bu ülkeyi yönetecek, ileriye götürecek nesiller yetiştirmek gerekiyordu. Cumhuriyeti, değerlerini halka benimsetmek gerekiyordu. Bunun en temel ve etkili yolu, toplumsal değişim ve dönüşümü başlatacak en önemli araç, eğitim idi. Ancak meslek bilgisi olmayan, ilköğrenimi görmeyen, din hocalarının öğretmenlik yaptığı yerdi okullar.10.102 öğretmenden sadece 2734 ü meslek öğrenimini görmüştü. Padişahlık sisteminin okullarından Cumhuriyet değerlerine sahip okullara evrilmesi bir gereklilikti. Bu yüzden eğitimde yeniliğe gidilmesi şarttı. Yeni nesli, Cumhuriyetin değerleriyle donatmak gerekiyordu, öğretmenleri de Cumhuriyetin değerlerini aktaracak şekilde yetiştirmek gerekiyordu.. Peki devrimler kentlerde hayat bulabilirken köye ulaşamıyordu, köye nasıl ulaşılacaktı? Köylerde Misak-ı Milli sınırlarımızdı, köylerde yönetime ortaktı .Bu devrimlerin köylerde benimsenmesi köylünün de ekonomik,kültürel,sosyal ,düşünce anlamında gelişmesi şarttı .Devrimleri köye yayacak nitelikli kişiler yetiştirilmeliydi bu yüzden. Köyde klasik eğitim, sadece okuma-yazma öğretimi gibi bir anlayışın etkili olması beklenemezdi. Köyün unsurları başkaydı.Köy enstütüleriyle köyü kendi unsurlarıyla( tarımıyla, hayvancılığıyla, teknik işlerle) içten canlandırmak, köye kök salmak, köylü elitler yetiştirmek hedefti. Köye özgü bir sistem oluşturulmalıydı. Öğrenilen bilginin köyde işlerlik kazanması gerekirdi .Öğrendiğini köy yaşamında kullanabilen, köye aktarabilen insanlar yetiştirilmeliydi. Kendi giysilerimizi kendimiz üreteceğimiz, kendi yiyeceğimizi tarımla kendimiz karşılayacağımız bir eğitim planlanıyordu. Üretime yönelik bir
Köy Enstitüleri DosyasıAhmet Özgür Türen · Destek Yayınları · 2018503 okunma
Puan vermedi·599 syf.··
2021 5. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2021 22:57
1. Dünya savaşından yeni çıkmışsın. Mondros gibi vatanın her karışını işgale açık bırakan bir antlaşmayı imzalamışsın. İtilaf kuvvetleri ülkende.Padişah ve hükümeti vatanın çıkarlarını yabancı kuvvetlerle uzlaşmada görüyor . Bu uzlaşma için her yol mübah anlayışındalar. Anadolu’da Ermeniler halkı kışkırtıyor. Halk, yoksulluk içinde ne yapacağını bilemez bir durumda. Böyle bir ortamda vatanın kurtuluşu için ne düşünürsünüz? İki anlayışı söyleyeyim.Mandayı yardım kılıfına sokarak manda isteyenler, Atatürk gibi vatanın kurtuluşunu, mücadelede görenler var. Bu durumun içinde Atatürk’ün gayesi ve hep vurguladığı, mücadelede asla taviz vermeyeceği iki ilke : 1. Vatanın bütünlüğü 2. Ulusun bağımsızlığı Bu iki ilke dışına çıkacak herhangi bir şey yapılmasına izin verilmiyor. Tabi bu 2 ilkeyi idrak edemeyen kişilerin, karşı hareketlerde bulunduklarını göreceğiz.Sanırım bazıları kendince doğru bildiğini, kurtuluş yolu olarak gördüğünü, yapmaya çalışmakta. Tabi uygulamalarında hainlik derecesine varanlar da oluyor. Durumun farkında olanlar mitinglerle, telgraflarla ulusun hakkını savunuyor.İlk başta bu şekilde olsa da sonra silahlı direnişle, kuvayımilliye ile mücadele veriliyor.Benim dikkatimi çeken nokta kuvayımilliye, meclis gibi vatanın kurtuluşunu amaçlayan örgüt içinde bile sonra sonra kendi çıkarlarına göre hareket edenleri görmek oldu. Hatta bazıları sonra yabancılarla işbirliği tutuyor. Kıskançlık, ün yapma gibi hevesler de maalesef görüyoruz özellikle İlk başta bağımsızlık mücadelesinde emeği geçmiş insanlardan bunları görmek beni üzdü. İstanbul Hükümeti’nin halkın bağımsızlığını, vatanın bütünlüğünü koruması için Temsil Heyeti, İstanbul Hükümetiyle iletişim kurdu. Ancak İstanbul hükümeti bunu sağlayamadı, iş göremez hale geldi, yabancı kuvvetlerin sözleriyle
NutukMustafa Kemal Atatürk · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202334,4bin okunma
Puan vermedi·183 syf.··
2021 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2021 01:29
Zeze, kurduğu hayal dünyasına beni çok çekti. Sanki hayalleri gerçekmiş gibi hissettirdi bazı yerlerde. Bir ara Minguinho'nun (şeker portakal ağacı) gerçekten konuştuğunu düşünmedim değil. :) Zeze’nin ailesi geçim sıkıntısı derdine düşmüş ve Zeze’nin bir çocuk olduğunu unutmuşlar. Hatta Zeze’nin yaptıklarını kötülük, şeytanlık olarak adlandırıyorlar ve bazen şiddet uyguluyorlar. Zeze’nin bu şekilde akıllanacağına kendilerini ikna etmişler sanırım. Zeze'yi anlayan ablası Gloria olsa da Gloria'nın da işleri başından aşkın olmasından dolayı, Zeze’ ye duyduğu sevgi, şefkati geçirememiş sanırım. Kendi gözümle baktığımda Gloria'nın sevgisini Zeze''nin hiçbir şekilde dile getirmemesi bir yabancıya duyduğu aşırı sevgiyi dile getirmesi beni rahatsız etti. Portuga'da öğrendiği şefkati Gloria'dan da öğrenebilirdi, dedim. Edmundo Dayı , öğretmeni onlar da Zeze’yi anlayan insanlardı. Portuga nasıl bu kadar fark yarattı Zeze’de diye, düşündürdü. Sanırım Portuga Zeze'yi olduğu gibi kabul etti, onunla vakit geçirdi, onu dinleyip anladı ve hayallerine ortak oldu diye, Zeze onu bu kadar sevdi. Noel sabahı Zeze’nin yoksul bir babanın evladı olmaktan dolayı, duyduğu hissi söylemesi ve bunun babasının duyması , Zeze’nin bu durumu telafi etme çabası en etkilendiğim kısım oldu.Zeze’nin hayatı boyunca taşıdığı o sır, tek başına yüklendiği hayal kırıklığı da yürek yaktı. Şeker Portakalı, çocukların dünyaya bizlerden çok farklı baktığını görmemiz açısından güzel. Onları anlamamız, onların özüne ,hayallerine, doğuştan getirdiği muhteşem potansiyele saygı duyup dünyayı anlamlandırma çabasında onlara rehber olmamız , onları koşulsuz kabul etmemiz,koşulsuz sevmemiz gerektiğini de anlatıyor bence. Şeker Portakalı'ndan büyük beklentim vardı. Çok duyduğum bir kitaptı. Daha farklı
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,1bin okunma