Köy Enstitüleri Dosyası (Türk Rönesansı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.286
Gösterim
Adı:
Köy Enstitüleri Dosyası
Alt başlık:
Türk Rönesansı
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053114338
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Köy Enstitülerinin Kuruluşu
Köy Enstitüleri Bünyesinde “Yaşayarak ve Üreterek” Eğitim
Köy Enstitülerinde Tiyatro
Köy Enstitülerinde Müzik
Köy Enstitülerinde Tarih Öğretimi
Köy Enstitülerinde Kızların Eğitimi
Köy Enstitülerinin Kapatılması
Köy Enstitülerinin Türkiye’nin Kalkınmasındaki Etkisi
Hümanist Bir Aydınlanmacı: Hasan Âli Yücel
Bir Aydınlanma Neferi: İsmail Hakkı Tonguç
Köy Enstitülerimizden Mezun Dört Büyük Yazar
Köy Enstitüsü Mezunlarının Anıları
Köy Enstitülerinin Yurtiçinde Yankıları
Köy Enstitülerinin Yurtdışında Yankıları
Köy Enstitülerinden Fotoğraflar
264 syf.
''Köy Enstitüleri ayçiçeği gibiydi. Güneşe bakardı. Kardelen çiçeğini andırırdı. Karanlığı delerdi.'' (Mevlüt Kaplan)

Osmanlı'da askeri ve teknik okullardaki eğitimi hariç tutarak bir araştırma yaptığımızda sivil okullardaki eğitimin kötünün de altında olduğunu ve taşradaki halkın eğitimsiz bırakıldığını söyleyebiliriz. Bundan dolayı da Osmanlı'nın son yüz yılına baktığımızda tüm devrimlerin yine bu askeri ve teknik okullardan çıkanlar tarafından gerçekleştirildiğini, Cumhuriyet'in de bu aydın zümrenin üzerinden inşa edildiğini görürüz. ( Sayfa 13 )

Cumhuriyet aydınlanmayı köylerden başlatmak istemiştir. Fikir babası Atatürk olan Köy Enstitüleri çalışmaları İnönü döneminde netice vermiştir. Enstitüler 1940 yılında yasalaşmış; yaşayarak, üreterek öğrenme prensibinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Kültür dersleri, zirai ve teknik dersler adı altında eğitimler yapılmıştır. Sistemin en büyük kurucuları dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'tur. Köylü halkın bilinci artırılarak sömürülmeleri engellenmek istenmiştir. Doğal olarak da geleneksel feodal sistem bu aydınlanma hareketinden hep rahatsız olmuştur. Chp'nin içindeki sağ kanadın güçlenmeye başlaması ve 1950 seçimlerinde iktidarın Demokrat Parti'nin eline geçmesi ile karanlık yola girilir.

Sonrasında Unesco tarafından gelişmekte olan ülkelere örnek gösterilen Köy Enstitüleri 1954 yılında kapatılır. Dünya Klasiklerinin okutulması, karma eğitim yapılması gibi nedenlerle çeşitli iftiralara uğrayan enstitüler fakir anadolu çocuklarının , buna paralel olarak da tüm toplumun yararına olmasına rağmen nihai sona ulaşılır. Yani Ruhi Su' ların ders verdiği, içinden Fakir Baykurt' ların çıktığı aydınlanma ocakları yok olur.

Kitapta tüm bu olayların başından sonuna detaylı anlatımları, son bölümde ise enstitülülerin anıları ve fotoğrafları mevcut. Dili de son derece sade...

Güftesi Behçet Kemal Çağlar'a, bestesi Adnan Saygun'a ait Köy Enstitüleri Marşı'nı da bu kısma ekleyerek kitabı okumanızı öneriyorum...

https://www.youtube.com/watch?v=89MG-sgrbf4
264 syf.
·Beğendi·9/10
Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200' e yakın köyüm var. Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Ama köy enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme köy enstitüsü mezunu geldi ve bu köylerden artık kimse bana gelip danışmamaya başladı. Ben düşündüm, 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu gelirse benim ağalığım ne olur, sıfıra düşer! Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve doğudaki bütün ağalara telefon ettim, onları topladım. Bir de batıdan buldum, Eskişehir' den Emin Sazak. Sonra Menderes' le pazarlığa gittik. (Yıl 1950 seçimlerin zaman) Dedik ki köy enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak' ın oyları sana. Kapatmazsan oy yok ve Menderes' te 1950' de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
(Van milletvekili Kinyas Kartal)

Kitabı bitirince kendi düşüncelerimi belirten bir yorumum olacaktı elbette. Ta ki kitabın sonlarında yer alan, o dönemin Van milletvekili Kinyas Kartal' ın bir gazeteciye verdiği röportajı okuyana kadar. Köy enstitülerinin ne olduğunu, kimlerin neden bu kurumlardan korktuklarını hiçbir cümle, hiçbir yorum Kinyas Kartal' ın üstteki açıklamaları kadar net açıklayamazdı.
Gazeteci sorar. " Köy enstitüleri komünist yetiştirdiği için mi kapatıldı?
Kinyas Kartal: "Hayır. Beni babam Moskova Üniversitesinde okuttu. Komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum. Köy enstitülerinde komünizmi bilen kimse yoktu. "

Daha önce de hep dediğim gibi aydınlanmaktan korkuyorlar. Bilgiden, bilinçli nesillerden korkuyorlar. Köy enstitüleri devam etseydi bugün ne derebeylik sistemi kalacaktı doğu bölgelerinde, ne terör olacaktı ne de köylü cahil ve yoksul kalacaktı. Bunların hiçbiri kader olmayacaktı.

Ve iki büyük eğitim neferi İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel. Atatürk' ten sonra bu ülkenin gördüğü en büyük devrimcilersiniz. Gönlümdeki yeriniz çok büyük. Sizlere minnettarım...
Köy Enstitüleri Dosyası" kitabını okuyorum. Daha yeni başladım. Kitap hakkında, (bilgisine ve zekâsına hayran olduğum gazeteci) bir arkadaşımla sohbet ederkerken, yazarın burada Türk Rönesansı diyerek yanlış bir terim kullandığını konuştuk. Türk Rönesansı demek yerine "Türk aklı, Türk mucizesi ya da Türkün en özgün eğitim programı" dese daha uygun olurdu sanki. Çünkü Rönesans kategorik ve sınıfsal olarak doğru bir tanım değil. Rönesans fakir adamı alıp dönüştürmüyor ki. Burjuvazinin beslediği himayesine aldığı sanatçılar ile gelişen bir yapıdır Rönesans. "Köy enstitüleri, Türk Rönesansı değil! Türkün en özgün eğitim programı" olmalıydı sevgili yazar bey ;)
264 syf.
·Beğendi·10/10
"Köy Enstitüleri ayçiçeği gibiydi. Güneşe bakardı. Kardelen çiçeğini andırırdı. Karanlığı delerdi."
M. Kaplan

Geleceğimizin ışığının siyasi çıkarlar uğruna nasıl söndürüldüğünü ve kendini düşünmeden ülkesine faydalı olmak uğruna, Mustafa Kemal Atatürk'ün değerlerini Eğitim de idame ettirmeye çalışan değerli öğretmenlerimizin emeklerinin hebası, ziyanı ve iftiralara maruz kalışları kaynaklarla anlatılmıştır.
Köy Enstitüleri öğrencilerinden Osman Sakallı'nın da söylediği gibi "Bu konularda bize yapılan haksızlıkları ben affetsem Allah affetmez." diye!!!
264 syf.
Şu sözü hep desteklemisimdir.
"Siyasetin Okulda,Kışlada, camide yeri yok" .Bu kitabı bitirince de bu sözün yanlış olmadığını bir kez daha ispatlamış oldum beynimde..
Köy enstitüleri Türkiye Cumhuriyet'inin kalkınmasında ve kalkinabilmesinde en büyük etkendi.Lakin biz kalkınmayı kaldiramadik.Bugun yurtdisinda ki ulkelerin ornek aldigi bir sistemi biz kendi ulkemizden kaldirmak icin turlu turlu bahaneler,ahlaksizca iftiralara basvurduk.
Oysa üreten bir eğitim sisteminden kendimizi yoksun bıraktık.
Keşke Ismet Inönü politika yerine eğitimi seçmiş olsaydı da enstitüler kapanmasaymis.
Bu konuda Ismet Inönü ye kırmamak elde değil.
Eğitim vazgeçilmezdir.
Bir ülke için ,insanlık için çağdaş ve özel eğitim vazgeçilmez olmalıdır..
Köy enstitülerinin en büyük fikir babaları ve destekçisi olan Hasan Ali Yücel ve Ismail Hakkı Tonguc u rahmetle aniyorum.
Ahmet Özgür Toren'e aratirip böyle bir konuyu kitap haline getirdiği için minnettarım.Kalemine sağlık güzel insan.
Eğitimin zirvede olduğu bir ülke olmak dileğiyle
264 syf.
Mutlaka okumalı ve okutulmalı. Eğitim sistemimizin geldiği son nokta irdelenmeli. Ülkenin geleceği için çabalayan ancak sonunda hüsrana uğrayan büyüklerimiz için çok üzüldüm.

Köy enstitüleri ‘müzik, tarih, eğitim’ gibi başlıklarda incelenmiş. Gerçek, acı verici ve kurgu olmayan bir şeyler okumak istiyorsanız işte fırsat
264 syf.
·6 günde·9/10
Ülkemizde 1940 yılına gelindiğinde 6 yaşın üzerindeki nüfusun %78’i okuryazar değildi. Köylerde ise bu oran %90’dı. O dönemlerde nüfusun çoğunluğu kentlerde değil köylerde yaşamaktaydı. Köylü milletin efendisi değil, ağasının kölesiydi. Bunun en önemli sebebi ise cahillikti. Bu durumda olan bir ülke nasıl gelişebilirdi?

Sonunda Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç önderliğinde, temellerini Atatürk’ün attığı “Köy Enstitüleri” kuruldu. Okuryazarlığın en alt seviyede olan köylerde klasik müzik sesleri çınlamaya, tiyatrolar izlenmeye başlandı. Sadece güzel sanatlar değil tarım, hayvancılık, dikiş-nakış, inşaatçılık gibi birçok konuda eğitim verildi. Köylüye, hakkını araması öğretildi. Bu durum maalesef bazı kişilerin hoşuna gitmedi ve “Köy Enstitüleri” kapatıldı.

“Köy Enstitüleri” konusunda anlatılacak ve konuşulacak o kadar çok şey var ki…

Biraz da kitaptan bahsedelim. “Köy Enstitüleri” uzun zamandır merak ettiğim bir konuydu. Bu konuda hangi kitabı okumalıyım derken meslektaşım Ahmet Özgür Türen’in 2018 basımı bu kitabını gördüm. İçeriği ve anlatım tarzını çok beğendim ve okuma listeme hemen ekledim. Türen, enstitülerin kuruluşundan kapanışına kadar geçirdiği süreci akıcı bir dille okuyucularına aktarmış. “Köy Enstitüleri” konusunu merak ediyorsanız bu kitap iyi bir başlangıç kitabı olabilir. Daha sonra bu konu hakkında yazılan onlarca hatırat ve kitapları sırasıyla okuyabilirsiniz. Özellikle Fay Kirby’nin “Türkiye’de Köy Enstitüleri” kitabı bu konu hakkında en önde gelen eserlerden biridir.

“Köy Enstitüleri” hakkında bir kitap okumadan önce Yaşar Kemal’in İnce Memed kitabını okumanızı tavsiye ederim. 1930’lu yılların köy yaşamı hakkında fikir edindikten sonra “Köy Enstitüleri” hakkındaki bilgiler ufkunuzu daha da genişletecektir. Herkese keyifli okumalar dilerim.
264 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Köylü milletin efendisi olacakken çeşitli yollarla engellenmeye çalışılmış. Okumaktan keyif aldığım ve aynı zamanda yaşananlardan dolayı da beni üzen, bir kitap. Herkese tavsiye ediyorum. Özellikle öğretmen arkadaşlarım okusun :)
264 syf.
·Puan vermedi
Köy Enstitüleri Dosyası gerçekten araştırılarak belgelere dayandırılarak yazılmış bir kitap. Köy haklını her alanda aydınlığa kavuşturan, geliştirmek için uğraşılan ve cumhuriyet döneminin devrim niteliğindeki kurumları olan köy enstitülerinin amaçlarını , işlevlerini ve ortaya atılan asılsız haberler ile nasıl ve kimler tarafından kapatıldıklarını çok doğru bir şekilde anlatmış bir eser ayrıca verilen görseller ile o dönemi birebir göstermeye çalışmış yazarımız . Diline emeğine sağlık diyorum herkesi doğru bilgiye ulaşabilmesi için okuması gereken bi yapıt.
264 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Çok merak ettiğim bir konuydu Köy Enstitüleri.Bu kitap benim için aydınlatıcı oldu.Kendi adıma eğitim konusunda ne yapabilirimin cevaplarını da buldum içerisinde.Tabi var olmaya devam etselerdi keşke demeden bitiremiyor bu kitabı insan.Ülkede hiçbir başarının cezasız kalmadığının kanıtıdır köy enstitüleri.Hem ne demişti Ahmed Arif: Geri kalmış ülkem değil,kasıtlı olarak geri bırakılmış ülkem.Bu cümle bu kitabın özetidir.Özellikle eğitimcilerin okuması gereken bir kitap.
264 syf.
·6 günde
Köy Enstitüleri Dosyası Atatürk'ün hızla yapılandırmaya başladığı Türkiye'nin dünya üzerinde örnek gösterilebilecek üretime dayalı eğitim projesinin Sovyetler, İsrail ve ABD gibi güçler açısından yarattığı korkuyu, çok partili hayata geçiş sürecini ve bunun yanında Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç gibi aydınların yok edilmeye çalışılması gibi süreçleri anlatan okudukça etkileyici bir inceleme çalışması.
Bahsedilen öyle mükemmel bir kalkınma projesi ki bu eğitim modelini Türkiye'den silmeyi başaran İsrail, aynı modeli tümüyle kopyalayıp kendi ülkesine uygulamaktan çekinmemiştir.
Enstitülerin kapanması ile kütüphanesi ve okuma alışkanlığı olmayan bir toplum, bilinçsiz çiftçilik ile verimli toprakların adım adım yok edilişi, ithal tohum kullanılması zorunlu hale getirilen ve hatta yerli tohum kullanmayı vatana ihanet sayan bir üretim, birbirine yasaklanan kız erkek çocukları ile tecavüz, kadına şiddet, çocuk gelin, ensest ilişki vakalarında üst sıralarda yer alan bir ülke, kadına şiddeti makul gören bir arap kültürü ve daha sayamayacağımız türlü rezilliklere sahne olan bir ülke haline gelmemiz şaşırtıcı değildir.
Mustafa Kemal Atatürk imzalı Türk Rönesans'ı projesinin adım adım yok edilişini okurken sinirlerinize hakim olamayacaksınız.
264 syf.
·2 günde·9/10
Kitap İnceleme Yazısı
Kitap Adı: Köy Enstitüleri Dosyası
Alt Başlık : Türk Rönesansı
Yazarı : Ahmet Özgür Türen
Yayınevi : Destek Yayınları
Baskısı : 10.Baskı / Eylül 2018/ 263 Sayfa


Köy enstitüleri konulu okuduğum bu üçüncü kitap. En çok da bu kitaptan istifade ettiğimi söyleyebilirim. Osmanlı dönemindeki eğitim sistemlerimizden anlatıma başlamış, köy enstitülerinin doğuşunu ve kapanışını, değişik kaynaklardan da alıntılar yaparak ortaya koymuş.
Okuduğunuzda, bir toplumun inşasında, bireylerin yaşam sürecinde eğitimin ne kadar kutsal bir alan olduğunu anlayacaksınız.
İkinci dünya savaşının çıktığı dönemlerde, bizlerin silahla değil, kitapla, kalemle, uygulamalı eğitimle mücadele etmesi ne kadar manidardır. Nüfusun %90’ının köylerde yaşadığı ve okuma oranının, mesleki deneyimin çok düşük olduğu bir tarih kesitinde, elbette ki eğitim hamlesine buradan başlamak gerekiyordu.
Olağanüstü bir iyi niyet, planlama, özveri ve araştırmayla yola çıkılmıştı. Diğer ülkelerden heyetler geliyor, notlar tutuyor, bu mucizeyi kendi ülkelerine taşıyorlardı. Hatta İsrail bizden, bu sistemi uygulamak için öğretici heyet bile istemişti. Fakat biz ne yapmışız? Sistemi daha da genelleştirip
kalitesini yükselterek tabana yaymamız gerekirken, “köylü uyanıyor, imajımız sarsılıyor, ağalığımız, aşiretimiz, şeyhliğimiz elden gidecek” bahanesiyle her türlü çirkin ithamı yakıştırarak, sistemin sarsılmasına neden oluyoruz. Şüphe, saldırı ve gölgelerle, dedikodu ve ithamlarla sistem ayakta ölüyor. Ve siyasi iradaye tek düşen şey, kabrini kazıp gömmek oluyor.
Kapatıldı da ne oldu, daha iyisini mi açtık? Çocuklarımız internetin başında, gençler sevgilisiyle TV ve maç izleme telaşında, Orta yaşlılar, içki, kumar ve politikayla zehirlenmiş durumda çoğunlukla.
Emeklilerimizin bir kısmı, kahve köşelerinde zaman öldürmekte. Bir kısmı da inançları yanlış kavrayıp uygulamakla tatmin.
Oysa ki, köy enstitülerinde, insanlar üretirken öğreniyorlardı. Gence de iş var, emekliye de.
Yaşamla iç içe bir üretim, mücadele ve dayanışma örneğiydi bu.
Toprak ağaları, Kalkınmamızı istemeyen ABD, aşiretler ve imajı sarsılan şeyhler istemedi diye
Kapısına kilit vurduk. Neden? Oy kaybederiz, partimiz tabela partisine döner, koltuğumuzdan oluruz çekincesiyle. İki partili dönemde, iki parti de bu konjonktür gereği hareket etmişlerdir.
Amerikan hayranlığı başladığı bir dönemde, bir baş düşman seçmek gerekiyordu ve her muhalif düşünen “komünist” damgası yiyordu. Derini değiştirsen de bu suçlamadan kurtulamıyordun o dönemde. Ve Komünizmin yayıldığı bir kaynak olarak da köy enstitüleri seçilmişti.
İşin ilginç yanı, “kendine yeten, bilinçlenen, kendi yağıyla kavrulan, devletle bütünleşen köylü kitleleri artınca, devrime taraftar bulamayız” endişesi ve çekincesiyle komünistler de bu eğitim projesine mesafeli durmuşlardır.
Oysa ki buralarda, tarım, makine, elektrik, inşaat, edebiyat, fen, el sanatları, müzik, sağlık bilgileri, acil yardım gibi her aileye gerekli bilgiler öğretiliyordu. Amerika’ da sıcak bakmayınca kapattık hatta Ege gölgesindeki bir köy enstitüsü binasını Nato’nun emrine tahsis etmiştik. Şirinyer binasını şirin görünmek için Nato’ya feda ederek, bağlılığımızı pekiştirmiştik.
Geldiğimiz süreçte ise Ne ABD ile dost olabildik, ne NATO ile tam müttefik. Komünist diye korkulu ve mesafeli durduğumuz Rusya’ya ise domates satıp, füze, doğalgaz, nükleer santral almaktayız.
Kalkınmamızı, uçak yapmamızı, kendi yağımızla kavrulmamızı, demiryolu projemizin olmasını istemeyenler, Köy Enstitüleri gibi bir eğitim hamlesini niye istesin ki? “sen üretme biz sana satarız hatta yardım ederiz” cümleleriyle, elma şekeriyle kandırılan çocuk durumuna düşmüştük.
Köy enstitüleri, benim de günlük yaşam öngörülerimle benzeşen, tam teşekküllü insan yetiştirmekteydi. Buna karşı olmak, ahmaklığın ve ihanetin, zirve noktası olarak tanımlanabilir ancak.
Cehaleti kabulleneceksin ve eğitim yuvasını daha da geliştirmek yerine kapatıp, kitaplarını da yakacaksın. Böyle bir şey kabul edilemez.
Bir kısım, “oy alamayız” diye gözden çıkarmış. Diğer kısım, “ırgat, köle, mürit bulamayız” endişesiyle düşman gözüyle bakmış. “ Amerika ile iyi geçinelim” niyeti de aktif rol almıştır bu kapatma kararında. Topraklarımız elimizden gidecek, bir köy öğretmeni her şeyi biliyor. Gelip okulun inşaatını yapıyor. Tarım öğretiyor, peynir yapıyor, iğne vuruyor, yarayı pansuman yapıyor, kitap okuyor, okutuyor, bağlama çalıyor, hayvancılığı da biliyor. Köy ağası, köy imamı, diğer şıhların tahtı sarsılınca bu kadar işi gönüllü yapan öğretmen olsa olsa “komünist” olur düşüncesiyle dışlanıyor. Bu cehalet tablosunu ilk görmüyorum. Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci adlı kitabında,
Köy köy eşekle dolaşıp gönüllü olarak kitap dağıtan Mustafa Güzelgöz’ ü kıskananlar ona yapmadığını bırakmamışlardır. Beyaz zambaklar Ülkesinde adlı kitapta Finlandiya’da geçen cehaletle savaş hikayesi manidardır. Bizdeki de bir nevi Türk Rönesansı başlangıcıydı. Dar, cahil ve sapkın kafalar özümseyemedi ve çöpe gitti.
Buradan nasıl bir çıkarımda bulunabiliriz? Fikir, duygu ve düşünceler müzakere edilmiyor, mizaçlar, kinler, çıkar, makam ve beklentilerin çarpıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Sosyal depremleri önleyemediğimiz gibi, fiziki sarsıntılara da neden oluyoruz.
İhanet, gaflet, cehalet, rezalet ve melanet gibi kavramlar gündemimizden hiç düşmüyor.
Yüzlerce tarihsel vaka vardır. Tek tek listelemek zor. Adam asmaktan, parti kapatmaya, demokrasiyi askıya almaya, taşeronluk yapmaya kadar varıyor.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz tarihleri ilk hatıra gelenlerdir.
Tarım ve hayvancılık ülkesi olamadık çünkü et, bakliyat, buğday ithal ediyoruz.
Sanayi ve teknoloji ülkesi de olamadık. Bu alandaki üretimimizin çoğunluğu montaj. Tam turizm ülkesi de olamadık. Bunun yanında, ülkemizde turizm amaçlı 20 kentimizi gezme ihtiyacı hissetmeden, 50 kez yurt dışında tatil yapanlarımız da var.
Daha önceki eğitim makalelerimizde bahsedip kitaplarıma da aldığım bir konuyu burada kısaca özetleyeyim. Gençlerimiz çok duyarsız, dalgın, unutkan, beceriksiz, niteliksiz ve milli heyecansız yetişiyor. Üretim ve uygulama ile iç içe eğitime ağırlık verileceğini yeni Milli Eğitim Bakanımızdan duymak sevinç ve mutluluk kaynağı.
Meslek Liselerinin Orta okul bölümü açılmalı. Lisenin ilgili mesleki alanından mezun olanlar, ilgili fakülteye ek puanla öncelikle girebilmeli.
Ticaret, Endüstri, Turizm, Tarım, Sağlık, imam hatip gibi meslek lisesi mezunları, son iki sınıfta, sanayi, ticaret ve diğer kurumlarla içi içe uygulamalı eğitim almalı.
Ayrıca genel beceri, donanım ve kültür için son iki sınıfta diğer meslek okullarının derslerine de seçmeli olarak girebilmelidir. Bir veli evladını imam hatip lisesine gönderiyor fakat ticaret, tarım ve elektrik bilgisi de olmasını arzu ediyor. Bu veli ve öğrenciye bu hakkı versek ne kaybederiz?
Lise 3. Sınıfta 20 saat dersi gidip endüstri meslek lisesinde alsın. 10 Saat dersi gitsin tarım meslek lisesinde alsın. Lise 4. Sınıfta ticaret lisesinde gitsin ticaret ve finans bilgisi öğrensin.
Okul servisleri de ücretsiz olsun. Buyurun, alın size Köy Enstitülerinin çağa uydurulmuş şekli.
Üniversiteyi istemese de kazanamasa da, kendi işini kursa da, sanayide çalışsa da, el becerisi, genel kültürü, üretim kafası olan bir gençlik yetiştirelim. 100 m2 lik bir tarlası olsa bu genç, kimseye muhtaç olmadan evini geçindirir en azından. Bunlar yok da ne yapıyor. Yırtık bir kot pantolonla, elinde 5bin TL’lik cep telefonuyla, sinemeya gitmek için durakta sevgilisini bekliyor.
Tamam bu da olsun peki 10 yıl sonra ne olacak, aç kalacak ve “ kurtar bizi devlet baba” diyecek.
Bir de bu açıdan eğitime bakın istedim. Ben 36 yıl önce Teknik Lise Elektrik bölümünde okudum.
Öğrendiğim teknik bilgiler ve öğretmenlerimiz adları halen aklımda. 42 yıl önce orta okuldan mezun oldum. Öğrendiğim temel bilgiler ve müzik notaları halen aklımda. Bugün bu kalite ve ilginin, bilinç seviyesinin yüz kat daha iyi olması gerekmez miydi?
Taş yerinde ağırdır. Beraber iteklersek, dünyayı yerinden oynatabiliriz?
Ne dersiniz, en azından hak verin, yalnız olmadığımı bileyim.
02.12.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozeyis
Araştıran ve sorgulayan bireyler yetiştirdiği için ağaların ve din tüccarlarının korkulu rüyası olan köy enstitüleri kapatilmasaydı, acaba ilkokul mezunu bir meczubu Mehdi zannedenlerin darbe yaptığı bir ülke olur muyduk?
"Eğer bir yerde kitaplar yakılıyorsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklar" sözünü kanıtlarcasına, köy enstitülerindeki kitapları sakıncalı diye yakanlar, 40 yıl sonra Madımak'ta insanları yakacaktı. Hatta köy enstitülerine "gayri milli" ve "fuhuş yuvası" diyen zihniyet, yıllar sonra andımızı kaldıracak, milletin adına Türk demekten imtina edecek ve yine bu milletin çocuklarını, tarikat yurtlarında istismarın kollarına atacaktı.
Ahmet Özgür Türen
Sayfa 149 - Ahmet Özgür Turhan
...müesseseler demokratlaştırılmadıkça bu memlekette demokrasi bir hevesten ibaret kalır ve dayandığı şey, bir ütopya olur.
Ahmet Özgür Türen
Sayfa 125 - Destek Yayınları
Hiçbir eğitim kurumumuz Köy Enstitüleri kadar kendi gerceklerimizden,sosyal, ekonomik kosullarumizdan dogma, dolayisiyla onlar kadar özden, verimli ve yapıcı olmamıştır .
Sebahattin Eyüboğlu
“Eğer bir yerde kitaplar yakılıyorsa , orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır “ sözünü kanıtlarcasına , köy enstitülerindeki kitapları sakıncalı diye yakanlar , 40 yıl sonra Madımak’ta insanları yakacaktı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Köy Enstitüleri Dosyası
Alt başlık:
Türk Rönesansı
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053114338
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Köy Enstitülerinin Kuruluşu
Köy Enstitüleri Bünyesinde “Yaşayarak ve Üreterek” Eğitim
Köy Enstitülerinde Tiyatro
Köy Enstitülerinde Müzik
Köy Enstitülerinde Tarih Öğretimi
Köy Enstitülerinde Kızların Eğitimi
Köy Enstitülerinin Kapatılması
Köy Enstitülerinin Türkiye’nin Kalkınmasındaki Etkisi
Hümanist Bir Aydınlanmacı: Hasan Âli Yücel
Bir Aydınlanma Neferi: İsmail Hakkı Tonguç
Köy Enstitülerimizden Mezun Dört Büyük Yazar
Köy Enstitüsü Mezunlarının Anıları
Köy Enstitülerinin Yurtiçinde Yankıları
Köy Enstitülerinin Yurtdışında Yankıları
Köy Enstitülerinden Fotoğraflar

Kitabı okuyanlar 90 okur

  • göksu
  • Serdar
  • Mehmet
  • Aslı
  • Sinem
  • Gizem TEKİN
  • Yusuf Çoban
  • Aslı Günsür
  • Tuncay
  • Habeş Bilal KANKAYA

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.7 (21)
9
%31.1 (14)
8
%20 (9)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%2.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0