Kendi besinini kendi başına üretmek hayvanlar için çok açık bir avantaj sunabilir fakat On bin yıl önce, daha insanın tarımı bulmasının şafağında bu özelliği kullanan hayvanlar, mantar yetiştirip yaprak biterini evcilleştirren yaprak yiyici karıncalar ve bazı başka böceklerdi.
İnsanlarda en çok görülen bulaşıcı hastalıklar ve parazitler, tarıma geçişten sonraya kadar ortaya çıkmamıştır. Bu öldürücüler, ancak kalabalık, kötü beslenen, hareketsiz ve birbirine sürekli hastalık bulaştıran ya da kendi atık suyundan hastalık bulaşan insanlar topluluğunda var olabilir... Kalabalığa özgü hastalıklar, sıkça yer değiştiren avcıların, küçük ve dağınık topluluklarında varlığını sürdüremezdi. Tüberküloz, cüzzam ve kolera, çiftçiliğin yükselişe geçmesini beklemek zorundayken çiçek, hıyarcıklı veba ve kızamık şehirlerin ortaya çıktığı yalnızca geçtiğimiz birkaç bin yılda görülmeye başladı.
Tarımla birlikte sadece yiyecek üretimi ve depolanması büyük oranda artmamış, aynı zamanda modern insan varoluşunun felaketleri olan sosyal ve cinsel eşitsizlikler, hastalıklar ve despotluk da artış göstermiştir.
Kibirli varlığımızdaki dramatik değişimleri bilime borçluyuz. Astronomi bize, dünyanın evrenin merkezi olmadığını, milyarlarca yıldızdan birinin etrafında dönen dokuz gezegenden yalnızca biri olduğunu öğretti. Biyoloji sayesinde insanların tanrı tarafından özel olarak yaratılmadığını, diğer on milyonlarca türle birlikte evrimleştiğimizi öğrendik. Şimdi, arkeoloji bir başka kutsal inancı yakıyor: insanın son bir milyon yıldaki tarihi uzun bir ilerleme öyküsüdür.
Teknolojik olarak ilkel düzeydeki insanlar, ilkel diller konuşmaz...
Modern dünyada bazı insanları ilkel aletleri kullanmayı sürdürürken, hiçbiri ilkel dilleri kullanmayı sürdürmedi.