Geri Bildirim

Köy EnstitüleriCan Dündar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.375
Gösterim
Adı:
Köy Enstitüleri
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
104
ISBN:
9789750722370
Yayınevi:
Can Yayınları
Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik.
-Hasan Âli Yücel-

Köy Enstitüleri fikri böyle doğdu ve 1940-1953 arasındaki 13 yıl boyunca 21 enstitüden 17 bin mezun verdi.
Bu kitap, Köy Enstitüleri gerçeğini tanıklar, belgeler ve fotoğraflarla yansıtıyor. Ayrıca enstitülerin kuruluş ve kapatılış gerekçelerini ve bu konudaki bitmek bilmez tartışmaları da gündeme getiriyor."Devrimci düşüncenin köydeki adamları", yıllar sonra Türkiye'nin enstitüleri kapatmakla neyi kaybettiğini anlatıyorlar. Köy Enstitüleri, yarım kalmış bir mucizenin, büyük bir hayal kırıklığının hikâyesi...
(Tanıtım Bülteninden)
Hakkında birçok şey yazıldı,çizildi hatta bir kesim birçok yönüyle Köy Enstitüleri'ni şehir efsanesi yapmaya kalktı. Kişisel fikrimi soracak olursanız: kesinlikle maddi ve manevi olarak arkasında durulması gereken bir projeydi. Burda salt ideoloji yarıştırmaktan özenle kaçınmamız gerekir. Bir başka söylemle, Finlandiya'yı Beyaz Zambaklar Ülkesi yapan Johan Vilhelm Snellman ve arkasındaki zümre ile aynı temel düşünceleri paylaşmaktadır Köy Enstitüleri. En belirgin fark ise - maalesef ki - Köy Enstitülerinin başarısız sonuçlanmasıdır.
Can Dündar yerinde bir çalışmaya imza atmış, içinde geçen her bir karakterden ayrı ayrı sayfalar dolusu otobiyografi çıkabilir. Fotoğraflarla sayfaları süslemek projenin anlaşılması açısından çok yararlı olmuş. Son olarak objektif bir çalışmaya imza atan Can Dündar, sansür vurmadan,elekten geçirmeden projenin artılarını, eksilerini direkt okuyucuya aktarmış.
Muhakkak ki hepsi birbirinden değerli lakin en etkilendiğim kısım Aşık Veysel ile ilgili olan pasajdır. Bahsi geçen türkü benim için ayrı bir anlam kazanmıştır.
Tüm bu proje için başta Hasan Ali Yüce, İsmail Hakkı Tonguç olmak üzere daha nice isimsiz kahramanlara, böyle yürekli davranıp, hayıflanmayı bir kenara bırakarak bizzat ilk elden taşın altına el koydukları için derin saygı duyduğumu belirtmek isterim.
Başarılı bir çalışma olmuş emeği geçenleri kutluyorum.
Enstitülerin kapatılmış olmasının ülkemiz adına ne kadar kötü sonuçlar doğurduğunu gördük. Görüyoruz. Geçmiş yıllarımızda yapılan hataları, üzerimizde oynanan oyunları gördükçe bu vatana daha bir sımsıkı sarılıyorum.

Köy eğitimi meselesini cumhuriyetin ilanından sonra araştırmış ve birçok yönüyle ortaya koymuş belgesel tadında bir çalışma. Belki de ülkemizi şuan çok farklı bir duruma getirecek bu projeyi anlamak isteyenlere tarafsız bir bakış açısıyla hazırlanmış çok güzel bir çalışma. Bu okulların nasıl ziyan edilip köylerimizi karanlığa hapis edenleri göreceksiniz.

Benzer kitaplar

Ne yazık ki faydalı olacak hiçbir şey devam edememiş bu topraklarda, birilerinin menfaatleri, siyasi görüşleri, çıkar çatışmaları veyahut Atatürk düşmanlığı köy enstitülerine darbe üstüne darbe indirmiş. Hiçbir zaman işin gerçeğini araştırmayan, öğrenmeyen, böyleymiş diyerek kulaktan dolma yada bilerek yayma ifadelere inanlar gerçeğin kıymetini asla anlayamayacaklar.

"Sürer eker biçeriz güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine
Toplandık başçiftçinin, ATATÜRK'ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz."
Bence köy enstitülerinin tarihi gelişimini anlatan başarılı örneklerinden biridir. Gerek tanıklarla işlenmesi gerek burada öğretmenlik yapan öğrenci olan tanıklara başvurması ve aynı zamanda belgesel tadında olması da ayrıca en zevkli yanlarındandır
Her dal da verilen bir eğitim sistemi. Okul mu yok ? Tuğla mı yok? Toprak var, o zaman neden tuğla yapıp okullar inşa etmiyoruz diyen bir sistem. Amerika da siyahi insanların başın da gelen Booker T. Washington'un kurduğu Tuskegee Institutions'un temelleri Köy Enstitüleri ile büyük benzerlik göstermektedir. Ne yazıktır ki yapılan onca şey tarih olup kitaplar da kaldı.
Kitabı, yanında verilen belgeseli izlerken satır satır takip ederek okumaya çalıştım. Ancak bir yerden sonra belgesel izlemek kitap okumaya ağır bastı. Bu ülke için neler yapılmış, ne fedakârlıklara göğüs gerilmiş ama işin sonunda gene birkaç para babası, köy ağası yüzünden hangi noktalara gelinmiş?.. Aslında göreceğiniz ya da okuyacağınız bunlar olacak. Kör bir düzen, danışıklı bir dövüş... Belgeselin en sonunda eski köy enstitülü o yaşlı adam buruk bir sesle diyecek ki: "Yanılmışız..." Ve muhtemelen gözünüzden bir damla yaş süzülürken anlayacaksınız ki yanılan sadece o güzel çocuklar değildir. Yanılan ve hâlâ yanılmaya devam eden koca bir ülkedir.
Köy Enstitülerini okuduğumda ilkokul 5. sınıftaydım ve okuduğumda o kadar hüzünlenmiştim ki... Düşünsenize bir çocuk yetiştiriyosunuz sadece matematik, türkçe öğretmiyosunuz ev nasıl yapılır, inek nasıl sağılır, ilk yardım ve enstrüman çalmasını öğretiyosunuz. Kapatımasaydı Türk Eğitim Sistemimiz daha iyi olucaktı. Buna eminim ve aileler çocukları okudukları için köyden göç etmeyecekler ve oralarda istihdam alanı olacaktı. Büyük şehirlerde bu kadar dolmayacaktı. Gördüğünüz gibi herşey birbirine bağlı malesef
Bizde metot daima dediktiftir. Yukarıdan aşağıya iner. Bu demokrasi tecrübesi de böyle yukarıdan aşağıya iniyor. Halbuki müesseseler demokratlaştirilmadikça bu memlekette demokrasi bir nefesten ibaret kalır ve dayandığı şey bir ütopya olur. Herhangi bir vaziyette tam tersi bir rejim suhuletle gelebilir. Hatta demokrasi soysuzlaşabilir.

Hasan Ali Yücel ile Ismet Inönünün konuşması
1945

Ah be inönü. Neden arkasında duramadın bu idealist düşüncenin ve insanların?
Günyol, uzaktan kendilerine bakan öğrencilerden birkaçını yanı-
na çağırdı:
“Bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz?” diye sordu.
“Eskiden burada okumuşsunuz,” dedi çocuklardan biri.
Talip Apaydın düzeltti hemen:
“Okuyan biziz. Vedat Bey hocamızdı,” dedi.
Günyol, “anket”i sürdürdü:
“Hiç Hasan Âli Yücel adını duydunuz mu?”
Duymuşlardı.
“Neci bu adam?” diye üsteledi Günyol.
“Eski milli eğitim bakanlarından,” dedi bir çocuk. Diğeri, cesaretlenip lafını tamamladı:
“Köy Enstitüleri’ni kapatan adam...”
Günyol ve Apaydın birbirlerine baktılar hayretle.
“Peki İsmail Hakkı Tonguç’u tanıyor musunuz?”
“Hayır.”
“Mahmut Makal diye birini duydunuz mu?”
“Duyduk, yazarmış.”
“Hiç kitabını okudunuz mu?”
“Hayır.”
“Talip Apaydın?..”
“Tanımıyoruz.”
“Fakir Baykurt?..”
“Duyduk ama okumadık.”
“Mehmet Başaran?..”
“Yok...”
“Tolstoy, Dostoyevski, Gogol?..”
“Yok...”
Üzüldü Günyol, “Yahu çocuklar,” dedi, “biz bütün bu isimleri okuyarak yetiştik. Bakın Mehmet Başaran burada... Talip Apaydın da...
Burada okumuşlar. Bu binaları yapmışlar. Şu aralarında gezindiğiniz
ağaçları dikmişler. 30’ar, 40’ar kitap yazmışlar. Ve sizin bunların hiçbirinden haberiniz yok!”
Bunu 1000 kişi hep bir ağızdan söylerdik, inanırdık...Milletin efendisi olacaktı köylü...Ne kadar aidanmışız.Ah...ah...Ne kadar aldanmışız!.. Talip APAYDIN
Âşık Veysel, Köy Enstitüleri'ni gezer, saz hevesi vermek için enstitülerde belli bir süre dururdu. Bir gün başka bir yere gitmeden önce, "Çevreyi gezelim," dediler. Mualla Eyüboğlu var, Ferit Oğuzbayır var, epeyce kalabalığız. Bir gün önceden erzak hazırlandı, söğüşler yapıldı, kumanyalar alındı, arabaya dolduruldu. Ertesi sabah Âşık Veysel'le Küçük Veysel, erzak arabasına bindiler, dağın eteğinden gidecekler, biz İdris Dağı'nın yamaçlarından gideceğiz. Böyle yola çıktık. Çok kalabalıktık. Mualla Hanım'ın yanından hiç ayrılmadığım için biliyorum, karlara basarak gidiyoruz. Dağı aştık, Dereşik köyüne vardık, Dereşik köyünde hafif bir yamaç var, ondan sonra köy görünüyor. Oraya vardık. Tonguç da var başımızda. Yaya yürüyor. İşte köyü gezdi arkadaşlarımız, öğlen oldu, yemek zamanı geldi fakat erzak arabası gelmedi. Bekliyoruz, gelmez. Bir de haber geldi ki arabanın dingili kırılmış, araba devrilmiş. Hemen bir ekip çıktı, Âşık'ı aldılar, getirdiler. Ama Âşık Veysel'in suratı asık, sanki yağmur yağacak gibi, bulutlar aşağı inmiş hava kararmış gibi, canı sıkılıyor. Epeyce dinlendikten sonra Âşık, yanındaki Hidayet Gülen'e, "Eline kağıdı kalemi al," dedi, kalemi kağıdı aldı, "yaz bakayım," dedi.
"Ben gidersem, sazım sen kal dünyada / gizli sırlarımı aşikâr etme / olsun dillerin söyletme yâre" diyerek "Sazım" türküsünü yazdırdı.
Mehmet Başaran (Kepirtepe Köy Enstitüsü ögrencisi)
Paşa sokuluyor kızın yanına, ‘Kızım çantanda ne var görebilir miyiz?’ diyor. ‘Görebilirsiniz paşam’ diyor kız. Çantasından bir çeyrek köfte ekmek ve bir de Antigone adlı klasiklerden yeni çıkmış bir kitap çıkarıyor. İnönü yanındakilere dönüyor, ‘Görüyor musunuz?’ diyor, ‘Köy Enstitüleri’nde kitap, ekmekle bir tutuluyor. Ne zaman Türkiye’de erinden generaline, sade vatandaşından cumhurbaşkanına kadar herkes ekmekle kitabı azığıyla bir araya getirebilirse Türkiye’nin kalkınması daha gerçekçi olacak. Tam bağımsızlık o zaman gerçekleşmiş olacak.’ İşte Köy Enstitüleri bunun yolunu açıyor.
Can Dündar
Sayfa 42 - Imge Kitapevi
Cumhurbaşkanı İnönü 1943 Eylül'ünde Hasanoğlan Yüksek Enstitüsü'nü ziyaret etti. Kısa zamanda ortaya çıkarılan eseri görünce çok etkilendi. Enstitülerin sayısının 20'den 60'a çıkarılmasını istiyordu.
60 enstitü demek, 200 bin yetişmiş tarımcı demekti.
Hasan Ali Yücel, "Buna ne kadromuz ne de paramız yeter," diye itiraz edince, cumhurbaşkanı, sanki geleceği görerek, "Çok büyük fırsat kaçırıyorsunuz," demişti. "Bu savaş yıllarından yararlanarak bunları yapmalıydınız. Savaştan sonra ne olacağı belli değil. Bunların hiç birini bize yaptırmayacaklar. İleride beni dinlemediğinize çok pişman olacaksınız."
Atatürk'ün ölümü, bir dönemin kapanışının da habercisiydi.
Atatürk'ten sonra liderliği İsmet İnönü devralacak ve köyde eğitim projesini sürdürme görevi ona düşecekti. İnönü, cumhurbaşkanı seçilince kabineyi Celal Bayar kurdu ve milli eğitim bakanlığına Hasan Ali Yücel getirildi. Yücel, hayatını eğitime adamış bir felsefe hocasıydı.
Bakanlıkta tam bir devrim yaptı. Üniversiteler kanunu çıkararak özerkliği güvence altına almaya çalıştı.
Dünya klasiklerinin çevrilmesi için bir tercüme bürosu kurdurarak 500'den fazla eserin Türkçeye kazandırılmasını sağladı.
Ama onu ölümsüzlüğe kavuşturacak asıl projesi Köy Enstitüleri oldu.
Yücel'in Milli Eğitim Şurası'nda tartışmaya açtığı bu proje cumhuriyetin en önemli hamlelerinden biriydi.
Yücel, bir yasa tasarısı hazırlatarak ülkeyi, tarım koşullarına göre her biri 3-4 ili kapsayan 21 bölgeye ayırdı.
Bu 21 bölgenin en uygun yerlerine bire Köy Enstitüsü kurulacaktı.
Enstitüler şehirden uzakta olacak ama mümkünse tren istasyonuna yakın bir yere kurulacaktı.
Bu enstitülerde köyün kalkınması için gerekli öğretmenler yetiştirilecekti.
Ancak öğretmen sadece okuma yazma öğretmekle kalmayacak, aynı zamanda köylüye modern tarım tekniklerinden marangozluğa, müzikten hasta tedavisine kadar her konuda eğitim verecekti.
Bir anlamda yerel önder aydınlar yetiştirilecekti.
Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine,
Milletin her kazancı milletin kesesine
Toplandık başçiftçinin, Atatürk’ün sesine
Toprakla savaş için, ziraat cephesine.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Köy Enstitüleri
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
104
ISBN:
9789750722370
Yayınevi:
Can Yayınları
Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik.
-Hasan Âli Yücel-

Köy Enstitüleri fikri böyle doğdu ve 1940-1953 arasındaki 13 yıl boyunca 21 enstitüden 17 bin mezun verdi.
Bu kitap, Köy Enstitüleri gerçeğini tanıklar, belgeler ve fotoğraflarla yansıtıyor. Ayrıca enstitülerin kuruluş ve kapatılış gerekçelerini ve bu konudaki bitmek bilmez tartışmaları da gündeme getiriyor."Devrimci düşüncenin köydeki adamları", yıllar sonra Türkiye'nin enstitüleri kapatmakla neyi kaybettiğini anlatıyorlar. Köy Enstitüleri, yarım kalmış bir mucizenin, büyük bir hayal kırıklığının hikâyesi...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 89 okur

  • Elçin Ayça
  • Halit Durmuş
  • Ethem Okur
  • Atilla Oral
  • Evin Oraklı
  • ramis palabıyık
  • Utku (Umay)
  • Arzu Şen
  • araftabirmevsim
  • Sami Çetinkaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.5
14-17 Yaş
%5
18-24 Yaş
%10
25-34 Yaş
%45
35-44 Yaş
%32.5
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.4
Erkek
%46.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.7 (16)
9
%22.9 (8)
8
%14.3 (5)
7
%8.6 (3)
6
%5.7 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.9 (1)