Avar, kızların okula geldikleri günün fotoğrafları ile bir yıl sonraki fotoğraflarını çekip aradaki farkı göstermek için Rüştü Uzel’e getiriyor. Rüştü Uzel ilk başta bir gelişim albümü hazırlamasını sonraki zamanlarda da bunların hatıratını yazmasını istiyor. Avar da Elazığ’a tayininden itibaren hatıra defteri tutmakta idi. Avar’ın anılarını bir kitapta toplama hayalini kızı Bahu ve eğitimci Sati Erişen ölümünden sonra gerçekleştirecekti.
Sıdıka Avar, Dağ Çiçeklerim’de öğretmenlik yıllarının son 20 yılını kapsayan dönemini, yaşantılarının kesitlerini sunuyor. Anılarıyla 1940-1959 yıllarında Doğu’daki insanların hangi koşullarda yaşadıklarını, hangi koşullarda çocukların okuduklarını ve kendisinin yaşadığı mücadele ,ulaştığı başarıyla da o korkunç görünen karanlığın içine girmekten korkmamayı göstermek istemiş. “Karşıdan korkunç görünen karanlık, içine girildikçe munisleşir.” öğüdünü almıştı bir kere. Belki de cehalete karşı savaşmamız gerektiğini bundan sorumlu olduğumuzun farkında olmamızı da istedi. Zira Dağ Çiçeklerim ile cehaletin nice hayatları yaşarken öldürdüğüne şahit olacak ve sorumluluk hissedeceksiniz. Kızlarını okula göndermemek için 11-12 yaşlarında evlendiren analar, babalar; temizlik nedir ,mendil nedir bilmeyen insanlar. Kendi olamayan, yaşamı sömürülen nice kızlar. Bit içinde saçlar, yıkanmadığı için kabuklaşan tenler, yırtık elbiseler; kalbi kırık, sert bakışlı, geçmişin yükü yıkılan saf çocuklar. Sert coğrafi koşullarda soğukla, açlıkla savaşan aileler… Ve bu karanlığı aydınlatacak nice insanlar yetiştirmek üzere yollara düşen, yollarla arkadaş olmuş, o dik uçurumları aşmış, çocukları ellerinden tutarak okula getiren bir köy müdiresi, Sıdıka Avar.
“Biz gittiğimiz gün kazada on üç düğün vardı. İlden kaymakam vekilliği de yapan tahrirat katibine