"Sen de öylesine, öylesine hatalıydın ki! Kabullendiğin ve bana uyum gösterdiğin için hatalıydın, benim budalaca mükemmeliyetçiliğime eleştirmeden inandığın için ve tutkuyla boyun eğdiğin için hatalıydın. Beni kendi üstünde değil de yanında görmüş olsaydın yeterdi; ah, öyle yukarılarda göreceğine kendinden aşağıda görsen bile daha iyiydi."
"O zaman seni sevmemiş olmam gerekirdi," dedim alçak sesle.
Seni benim deneyimsizliğimin sınırları ve engelleriyle kısıtlamak yerine, senin daha zengin olan varlığın sayesinde sınırlarımı aşmalıydım; aynı ayrı kaldığımız bu sürede sayende yaşadığım gelişim gibi.
"Seni kaybedişimle oldu!" dedi alçak sesle.
Karşılık vermeye cesaret edemedim. Hareket bile etmeden öylece durdum. Fakat bu arada aklımdan, bu kaybı sen istedin, diye geçirdim.
"Bu daha çok bir insanın, katı ve tek yanlı bir meslekte nasıl köreldiğinin, tam anlamıyla gelişmesinin nasıl engellendiğinin kanıtı. Bu yüzden de meslek hayatımızdaki tutumumuza bakıp bir insan olarak varlığımızı da sadece o kadarla sınırlıyorsunuz."
"Körelmek ki, engellenmek mi?" diye hayretle tekrarladım. "Fakat Benno, meslek hayatınızda bütün kadınların kıskançlıkla sizi taklit etmek isteyeceği kadar kendini geliştirenler siz erkekler değil misiniz? Sonuçta mesleği seçen sizsiniz."
"Birtakım yetenekleri ve becerileri geliştirebilmek için meslek seçiyoruz, evet," diye söze girdi Benno. "Bunun fazlasını yapabilmek içinse para ve zaman gerek, yani ancak çok az kişi için geçerli. Benim yaşadığım gibi bir zaman darlığı içinde yaşadığında meslek hayatı dışında kendimizi içsel olarak nasıl geliştirebiliriz sanıyorsun? Şöyle bir geçmişe baktığımda bana öyle geliyor ki, daha ilkokul yıllarımdan bu yana hiç zamanım olmadı ve şimdiye kadar yaptığım en kötü hatalar da bundan kaynaklandı."
Evet, bütün bunları biliyordum. Hayatımın Benno'nunkiyle asla gerçek anlamda birleşmeyeceğini de biliyordum ve beni tutan şeyin ona sevgi duymam olmadığını biliyordum.
Sevgi değildi; daha yoğun, daha dürtüsel, daha tekinsiz bir şeydi.