Babam ölürken onu sık sık çocukluğuna geri götürmeye çalıştım. Geriye, insanın henüz ölümsüz olduğu, acının henüz gelmediği, ölümle arasında daha aşacağı yılların uzandığı topraklara. Naif bir çabaydı, çünkü bu kuşağın bir çocukluğu olmamıştı.
"Herkes bir gün ölecek Firdevs. Sen de, ben de. Önemli olan ölene kadar nasıl yaşayacağımız."
"Nasıl yaşayacağız? Yaşam çok zor."
"Yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. Yaşam çok sert. Gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır."
Babamın hasta olduğunu bilen ama vefat ettiğini bilmeyen insanlardan e-postalar almaya devam ediyordum. "Umarım babanızın sağlığı büyük ölçüde düzelmiştir ve durumu artık stabildir," diye yazıyorlardı. Bir anlamda evet, durumu stabil, ölümden daha stabil bir durum yok.