Filmini izlemediğim için saf bir merakla okudum Yüzük Kardeşliği'ni. Öncesinde kitaba olan ilginin abartı olduğunu düşünürdüm ancak kesinlikle abartı değilmiş. Gerçek bir başyapıt. Kitabı okurken Orta Dünya beni çepeçevre sardı resmen. Anlatımı tam olarak dostumun ağzından macerasını dinliyor ve aynı zamanda görüyormuşum gibiydi. Uzun betimlemeleri sıkıcı olmanın yanından bile geçmeyecek kadar harikaydı ve etrafta olan her şeyi anlamama yardımcı oluyordu. Beni bu kadar etkilemesini hiç beklemiyordum. En kısa zamanda arayı çok açmadan İki Kule'yi okuyacağım.
Prensin yaşadıklarını ve çevresindeki güvendiği insanların ikiyüzlü davranışları sinir bozucuydu. Prensi "budala" olarak görmeyen tek kişi bana göre Rogojin'di ve her şeye rağmen Rogojin onun dostuydu. Nastasya ve Aglaya'nın kitabın sonunda yaşadıkları masum bir insanın intikamının alınması gibiydi. Kolya'nın babası öldükten sonra diğer tanık olduğu şeylerle erkenden olgunlaşması gözümdeki çocuksu hâlinin gitmesi duygulandırıcıydı. Ama en sonunda prensin yine başladığı yere dönmesi ve Pavloviç ne kadar onu ziyaret etse de yalnız kalması korkunçtu. Açıkçası sonunda prensin ölmesini bekliyordum çünkü akıl sağlığını derinden sarsan o kadar kötü şeyler yaşadı ki intihar etmese bile Rogojin'in onu öldüreceğini ya da uykusunda ani bir şekilde öleceğini düşünmüştüm. Beni duygusal yönden sarsmış olsa da herkesin okumasını tavsiye edeceğim nefis bir kitaptı.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma