Seydanur Yılmaz

“Ürkünç değil mi?” dedi aniden yanı başımızda beliren Avni Vav. Gömleğinin kollarını indirip düğmelerini ilikledi: “Yeni din değiştirdi. Daha önce ateşe tapıyordu.” Şaşkınca sordum: “Ciddi misiniz?” Gevrek gevrek güldü: “Nerden buldun bu angoraki tayfayı Ruhi Bey?” “Çıplaklar kampındaki maskeli baloda tanıştık.”
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
“Hayır. Bazı geceler burada güzellik yarışması yapılır. Finale kalan on kız, birinci olabilmek için hamamböceği yerler. En çok böcek yiyen, tacı kapar. Sabah, kapanıştan sonra haşere ilaçlama ekibi operasyona girişir. Topyekun imhadan ziyade, eklembacaklı nüfusunu kontrol altında tutmak için.”
Ankara’ya, Çankaya civarına taşınmalıymışım. İstanbul’un dehşetengiz kaosuna karşılık Ankara’nın bariz intizamı tercihe şayanmış. Ankara, İstanbul gibi nemli değilmiş. Başkentin temelinde modern bir ruh varmış. Ankara disiplinin, kıvancın ve emniyetin şehriymiş. Ankara, Cumhuriyetin kalbi, dünyanın merkezi, evrenin başlangıç yeriymiş... Kepçe kulağıma biriken bu zırvaları sabırla dinledikten sonra kireçli boynumu çevirip cevap verdim: “Ankara’da yaşamaktansa, İstanbul’da ölmeyi yeğlerim.”
“Hani... ‘Bir yetim çocuğun başını okşa. O zaman, onun gözlerinde Allah’ı görürsün. Bir fakire yardım et. Onun gözlerinde Allah’ı görürsün. Bir kediye yiyecek ve su ver. Onun gözlerinde Allah’ı görürsün’ demiştiniz ya?..” “Evet?” “Peki... ya, hâşâ kendini Allah’ın yerinde vehmedip, o gözlerde kullarını görürsen?”
“Vampir misiniz?” diye soruyor Ozan. Çocuk işte. “Hayır yavrum, değilim.” “Vampirsiniz.” “Öyle mi görünüyorum?” Takma dişlerimi dilimle ittirip dudaklarımın ucunda sallayarak takırdattıktan sonra geri çekip ağzıma oturtuyorum. Şaşırıyor: “Değilsiniz!” “Ne sandın, kerata? Demin sarımsaklı cacık içtim!”