Abdurrahim Efendi, Sultan Abdülhamid‘in en çok itimat ettiği ve istikbal beklediği şehzadelerden biri idi. Ancak bu mükemmel tahsil görmüş ve pek kabiliyetli genç, maalesef kısa zamanda bir ruhi hastalığın emareleri belirmiş; neticede, kendisinden çok şey beklenen bu şehzade, kısa zamanda bir tımarhaneye yerleştirilmiştir.
Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nda Kur’an ahkamı muhafaza ederek Garplı medeniyetin kültürel icaplarıyla bir terkib kurmaya gayret ederken, ihtiyar Valide Sultan’ın köşkünde kadim İslamî yaşayış adeta donmuş, değişmeye kapılarını tümden kapamıştı.
Şark, bütün mahremiyeti kalın perdeler ve yüksek duvarlar ardında gizlerdi. Ancak bu hâl, ecnebilerde sönmeyen bir merakı hâsıl etti; öyle ki, bu merak sâikiyle, hayalden mülhem hikâyeler uydurmak ve hakikatten uzak tasvirler yapmak mecburiyetinde kalmışlardı.
Mâbeyn adını alan Topkapı Sarayı'ndaki Hünkâr Sofası, padişahın çalışma, oturma, dinlenme, yemek yeme, ziyaretçi kabul etme, eğlenme ve musiki fasılları icra etme gibi
olagan günlük faaliyetlerini yaptigi ve mesaisini geçirdiği bir mekândı.