Kendi kimliğine yabancılaşan bir nesil yetişiyordu gözlerimizin önünde. Ve biz, denizyıldızı hikâyesindeki gibi, kurtarabildiklerimizi kurtarmak zorundaydık. Çünkü başka çaremiz yoktu.
Ama umut da vardı. Fatma Hoca gibi ilahiyat eğitimi almış, bağnazlıktan uzak, çağdaş din anlayışını benimseyen bireyler sayesinde az da olsa bir denge kurulabilirdi.
Sorunun ardındaki rahatsızlık, sesi kadar barizdi. Bu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anmaktan rahatsız olan; kendi ülkesinin kurucusuna bile saygı duymayı fazla gören, kültürel hafızası silinmiş bir zihniyetin dışavurumuydu.
“Efendim,” dedi, ellerini iki yana açarak. “Bir kermese gösterilen ilginin onda biri şu toplantılara gösterilmiş olsaydı, emin olun çocuklarımız bugün çok daha parlak bir geleceğe sahip olurdu.