"Hoşça git," dedi tilki.
"Vereceğim sır çok basit. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."
Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:
"Gerçeğin mayası gözle görülmez."
"Yalnız evcilleştirdiğin şeyleri tanıyabilirsin, insanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkan olmadığı için dostsuz kalıyorlar. Dost iyileştiriyorsa beni evcilleştir işte..."
"Gitme. Seni bakan yaparım."
"Ne bakanı?"
"Şey... Adalet bakanı!"
"Ama burada yargılanacak kimse yok ki?"
"Ne biliyoruz? Daha bütün krallığımı dolaşmış değilim. Burada saltanat arabasına yer yok. Yaşlıyım, yürümek yoruyor beni."
"Ben her yeri gördüm, kimsecikler yok."
"O zaman sende kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı basarabilirsin gerçek bir bilgesin demektir?"
Ne diyeceğimi kestiremiyordum. Kendimi çok beceriksiz buluyordum. Ona nereden yaklaşılır, nasıl ulaşılır bilmiyordum... Ne kavranılmaz bir yer şu gözyaşı ülkesi.