Cihânı hiçe satmaktır adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk
Elinden sükkeri ayruğa sunup
Ağuyu kendi yutmaktır adı aşk
Belâ yağmur gibi gökten yağarsa
Başına ona tutmaktır adı aşk
Bu âlem sanki oddan bir denizdir
Ana kendini atmaktır adı aşk
Var Eşrefoğlu Rûmî bil hakikat
Vücûdu fâni etmektir adı aşk
Eşrefoğlu Rûmi
bana bunlarla gelmeselerdi,
birçok şeyin hakkından gelirdim.
kolayca yaşardım kuş gibi, tüm kaygısı kursağında.
yani bu bavulu bana başucumda hazır tutturan adamların, kadınların ve muadil diğer şeylerin zarif bir tebessümle içlerinden geçip gidip...
içlerinden geçip gitmeme izin vermediğiniz için yolu yok!
ortağısınız bu yaşayamamak ağrımın!
"bir şey olduğunda ve içinden çıkamadığında orda dur, ve bir nefes al derin ve sigarasız" derdi bir arkadaşım 90ların ortasında.
şeker yurdunda yan odamda kendini astığında yanında bir jimy handrix posteri vardı, bir de allah.
sabah haber aldığımda yurt görevlisi nadir abiden, durdum...
nefes aldım.
bi boka yaramadı.
sonra utancımdan fatiha okuyamadım da bu bavulu doldurdum.
benim şimdi o çocuğun adını bile hatırlamazlığıma ortaksınız ya madem,
dedim ya; yolu yok, nereye gidersem gideyim getireceksiniz peşimden.
gayretiniz kendinizden lümpen.
hayatın, tabiatın ve yarım kalmış her haltın ortasında 38 yaşımda ne çok şey gördüm bin yaşlık?
ee? ne var peki elimde?
tutamacı paslı bir bavul.
bir daha söylüyorum:
yardım edeceksiniz!
getireceksiniz ardımdan bir yolunu bulup kuşları ürkütmemenin,
ve anneme çaktırmamanın.
aranızda konuşun, ister, bir bavula kaç acı sığar?
kaç eski sevgili sıkışır kirli çamaşır bölmesine?
bunları düşünmemek üzere kurulu dünya.
dünya, siz bunları düşünmeyin diye dönüyor.
ben şimdi biraz risk alıp dünyayı durdurmaya yelteniyorum.
müdahale ediyorum karılarınızdan nefret etmelerinize ve iç çekmelerinize,
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı
Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar
Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin