Hepimiz o zaman konuşmamız gerektiğinden, olabildiğince çabuk, olabildiğince fazla konuşmamız, yazmamız, yayınlatmamız gerektiğinden, bütün bunların insanlığın iyiliği için gerekli olduğundan emindik.
Ve binlercemiz birbirimizi inkâr ederek, birbirimize küfrederek, başkalarına akıl hocalığı yaparak durmadan yazıyor, yayınlıyorduk. Hiçbir şey bilmediğimizin, yaşamın en basit sorusu "Ne iyi, ne kötü?" sorusuna bile ne yanıt vereceğimizi bilmediğimizin farkında olmayan bizler, birbirimizi dinlemeden, bana da göz yumsunlar, beni de övsünler diye zaman zaman birbirimize göz yumup birbirimizi överek, zaman zaman da tıpkı bir tımarhanedeki gibi birbirimize kızıp avaz avaz bağırarak hep bir ağızdan konuşuyorduk.
Binlerce işçi son güçlerini harcayarak gece gündüz çalışıyor, milyonlarca sözcüğü dizip basıyorlardı ve posta idaresi bunları bütün Rusya'ya taşıyordu, biz ise daha fazla, daha fazla öğretiyorduk, öğretiyorduk, öğretiyorduk, her şeyi öğretmeye yetişemiyorduk.