Bazı vakalarda katilin kim olduğunun hiçbir önemi yoktur, cinayet silahı kimin elinde olursa olsun, kurbanı öldüren, aslında kendi tukusudur.
" Tutkularının esiri olanların zihinleri sadece bir hedefe kilitlenmiştir; arzularını hayata geçirmek." O anda tek amaçları budur, geriye kalanlar teferruattan başka bir şey değildir.
Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi.
Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon, ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...
Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?
İnsanın karışmadığı her şey bir masaldı.
Bu nedenle midir nedir, komşularım uzak uzak bakıyorlardı yerde yatan gövdeme.
Güneş bile uzaktı artık, ufuktan yükselen kayalıklara doğru eğilmiş, yavaş yavaş batıyordu.