S.B

Sonra Nermin sofrayı toplarken, oturduğu koltukta, birden Turgut aynı huzursuzluğun yaklaşmakta olduğunu hissetti. Kıskanç ve intikamcı bir duyguydu bu: biraz unutulmaya gelmiyordu. Gizlice büyüyor, eskisinden daha şiddetli bir biçimde ortaya çıkıyordu hiç beklemediği bir anda. Bir davranışta bulunmadan, onunla ilgili bir hareket yapmadan atlatılması imkânsız gibi görünen bir duyguydu. Hüzünlü bir biçimde ele alınmayınca daha zalim oluyordu sanki. Kendisine saygı duyulmasını istiyordu. Küçük bir fırsat bulunca da Turgut’un içini ezen bir rahatsızlık olarak ortaya çıkıyordu. “Midem iyi değil galiba,” dedi. “Bana bir ilaç versene.” Söylediği sözlerden hemen pişman oldu. Gene ihanet etmişti içindeki ‘şey’e. Bu ‘şey’ Selim’in ölümünden öte bir hüzün, ne olduğu belirsiz, fakat sürekli ilgi isteyen bir duyguydu. Hem örtülmesi gereken, hem de örtüldüğü ona hissettirilince kuvvetlenen bir duygu. Turgut, çok ağır ve hesaplı olması gerektiğine inandığı bir hareketle yerinden kalkarak kitaplığına yürüdü.
Roman
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ve Yaşar Kemal'in romanlarından insanlığın ortak belleğine düşen sözler diyor ki: içindeki kahramana asla yüz çevirme. Çünkü umut hâlâ insandadır. Hayır demeyi bilen, olmaz demeyi bilen, kabul etmiyorum demeyi bilen insanda. Unutma sakın, hak için gösterilen inat kutsaldır.
Roman
Belki paradoks gibi gelecek ama suç ile edebiyat arasında tuhaf bir benzerlik var. Özellikle de, suç ile roman arasında. Birbirinden çok farklıymış gibi duran bu iki olguyu birleştiren düzlemin adı, belirsizlik. Evet, suç da, roman da belirsizliğin üzerinde yükselir. Her ne kadar yasalar suçu ayrıntılarına varıncaya dek tanımlamış olsa da, bu tanımlamalar zaman karşısında sık sık hükmünü yitirir, hukuki saptamalar geçersizlesin Elli yıl önce suç sayılan bir fiil artık suç olmaktan çıkar. Ya da komşu ülkede suç sayılan eylem, ülkenizde suç sayılmayabilir. Suç, hangi politik sistemde olursa olsun, egemen güçlerin, toplumsal istikran sağlamak gerekçesiyle, kendi sosyoekonomik sistemlerim korumak için icat ettikleri, asıl işlevi bireyin haklı ya da haksız isteklerine gem vurmak olan bir kavramdır. Bu yönüyle de suçların, nesnel, gerçekçi ve adil olarak tanımlanması mümkün değildir. Victor Hugo'nun Sefiller adlı yapıtında Jean Valjean adlı karakterinin bir ekmek çaldığı için aldığı kürek cezası ve tüm yaşamının altüst oluşunu anlatan öyküsü bu durumu çok iyi açıklamaktadır. Dolayısıyla, suç bir yanıyla göreceli, bir yanıyla da belirsiz bir olgudur. Kesin olarak suç sayacağımız eylemler yok mu diye sorulabilir. Öldürmek fiilini hemen her yerde, her zaman suç sayabiliriz. İnsan öldürmek, gerekçesi, nedeni ne olursa olsun suçtur. Önerme doğrudur. Ancak yeryüzünde öldürülmeyi hak eden binlerce kişi olduğu da doğrudur
Roman
Yağmurdan Sonra "Yüzü, yağmura hazırlanan gökyüzü kadar gergindi. Çevresini saran kalabalığı süzdükten sonra sağ elini yumruk yaparak havaya kaldırdı. Kalabalıktaküer de sanki bu hareketi bekliyorlarmış gibi aynı şeyi yaptılar. Sıkışmış trafikteki otomobillerin motor gürültüleri de olmasa kendi yüreğinin atışından başka bir ses duyamayacaktı ki tam üzerinde bir şimşek çaktı, gökyüzü gürültülerle parçalanırken, kalabalıktakilerin sinirlerinin bozulmaya başladığını, biraz daha beklerse paniğe kapılabileceklerini fark etti. Kendisine dikilmiş yüzlerce gözün aynı anda kırpılmasından anladı bunu. Yanağına ilk yağmur damlası düşerken haykırdı: 'Kardeşler! Ekmeğin ve umudun kardeşleri...'
Roman
Ama gelgeldim yeryüzü hâlâ eski yeryüzü, insan da eski insan. Yeryüzünde hâlâ insanlar açlıkla boğuşuyor, savaşlarda ölüyorlar, ruhlarını yitiriyorlar, mutsuzluk içinde kıvranıyorlar. Toprak, deniz ve gökyüzü hızla kirleniyor. Yeryüzü insan eliyle hazırlanan bir kıyamete doğru sürükleniyor. Ve bu yıkımı kendi elleriyle hazırlayan insan, bundan zarar görüyor, mutsuz oluyor, işte tam da bu noktada, yaptığı üretim gereği, toplumun sosyolojik, psikolojik, tarihsel, politik, sanatsal, ahlaki, dinsel katmanlarını görebilen, görebildiği için de sözcüklerle yeni bir dünya yaratabilen biz yazarlar, önemli sorularla karşı karşıya kalıyoruz: "Yaşananlara gözlerimi kapayarak, insanı anlatabilir miyim?" "Yarattığım karakterlerin yıkıcılığını, yaratıcılığım, korkaklığını, kahramanlığını, basitliğim, yüceliğini, yanı bütün hallerim derinlemesine verebilir miyim?" "Teknoloji çağında, bedeni, ruhu yağmalanmış insanın o çırılçıplak çığlığını duymazsam günümüz bireyini çözümleyebilir miyim?" "Hepsinden önemlisi, güçlünün haksızlığına karşı durmazsam, gerçek özgürlüğe, gerçek masumiyete, gerçek güzelliğe bir çağn olan metnimin içtenliğini koruyabilir miyim?" Soruları artırmak mümkün.
Roman