S.B

📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaşadıklarımız; düşüncelerimiz ve onların içinden yaptığımız seçimler doğrultusunda gerçekleşiyor. Düşüncelerimiz dengeli bir zihin içinde; bir nehir gibi bazen coşkulu, bazen sakin bir biçimde akıp gidiyorsa, hayatımız da buna uygun biçimde şekil alıyor. Huzur dolu sağlıklı bir yaşam bizi sarıp sarmalıyor. Ancak düşüncelerimizde sıkıntı, takıntı ve endişeler yoğunsa hayatımız da sorunlu, sıkıntılı ve takıntılı oluyor. Yani zihnin karışık ve dağınıksa hayatın da genellikle öyle şekilleniyor. Deneyimlemekte olduğun tüm olumsuz duyguların nedeni aslında bedeninin enerji sistemindeki bir aksaklığa aittir. Seni rahatsız eden tüm yaşanmışlıklar, enerji bedenindeki aksamalara neden olan tıkanıklıklardır. Söze dökülmemiş, eyleme geçmemiş her tür olumsuz düşünce ve duygu, enerji düzeyinde tıkanıklık ve aksamalara neden olur. Bedeninde doğru kanalı bulup, düzgün bir biçimde akamayan bu enerji; zihinsel, duygusal ya da bedensel rahatsızlıklara yol açıyor. Sen de her duruma “Hastayım” diye tepki veriyorsun. Her ânın kendine özgü bir düşünce şekli var! Çünkü düşüncelerimiz gerçekleşmek üzere evrene yayılan enerji paketleridir. Canlı olan her şey gibi hareket halindedirler. Düşündüğün ama ifade etmediğin her şey, bir şekilde vardır. Düşündüğün ve söylediklerin evrende bir boyut yaratır. Senin gerçeğin olur. Düşüncelerine evrende büründüreceğin canlılığın gizemini öğrenerek bunu hayatına katabilirsen; yavaş yavaş bir değişim çıkar ortaya
Düşünce
ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum ağaçlar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski İstanbul mudur? karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun
Öğrenmenin önüne çekilmiş bir duvar vardı. Babalar, çocuklarının biraz okuma yazma öğrenmesini, biraz da hesaptan anlamasını istiyorlardı, daha fazla bir şey beklemiyorlardı. Bunun dışındakiler, çocukları huysuz ve kavgacı yapıyordu. Fazla öğrenim görmüş delikanlılar, çiftliği bırakıp kente yerleşiyor ve kendilerini babalarından daha üstün görmeye başlıyorlardı; bir sürü örneği vardı bunun. Arazi ve kereste ölçecek, defter tutacak kadar hesap bilmek, gazete, yıllık ve çiftlikle ilgili yayınları okuyabilecek kadar okuma bilmek, bir de dinsel ve ulusal bayramlarda şarkı söyleyecek kadar müzikten anlamak, bir gencin, aklına kötü şeyler getirmeden idare edip gitmesine yeterdi. Öğrenimin fazlası doktorlar, hukukçular ve öğretmenler içindi. Ayrı bir sınıftı onlar, öbür insanlarla ilgisi olmayan bir sınıf.
Roman