Eğer kişi sadece bir tek insanı sever ve onun dışında tüm çevresine kaygısız kalırsa, onun sevgisi sevgi değildir; ya alabildiğine bir bencilliktir ya da ortak yaşam birliğidir.
Hâlâ insanların çoğu sevginin yetiyle değil, nesneyle oluştuğuna inanır.
Gerçekte bunlar "sevdikleri" kişiden başka hiç kimseyi sevmemelerini,
sevgilerinin yüceliğinin kanıtı olduğunu sanırlar. Bu, yukarda sözünü ettigimiz yanlışın bir eşidir. Çünkü kişi burada sevginin bir eylem, bir ruhsal güç olduğunu göremez, sadece tüm gerekli olan şeyin doğru nesneyi bulmak olduğuna inanır. Her şey buna bağlı olarak kendiliğinden oluverecektir. Bu tutum resim yapmak isteyen fakat sanatı öğrenmek yerine en uygun nesneyi beklediğini, onu bulduğu zaman son derece güzel bir resmini yapacağını söyleyen kişinin tutumuyla aynıdır. Eğer birini seviyorsam herkesi seviyorumdur; dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. Eğer birine "Seni seviyorum" diyebiliyorsam, "Sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum" da diyebilmeliyim. Sevginin tek kişiye değil, herkese yönelik olduğunu söylemek, sevilen nesneye bağlı olarak çeşitli sevgi biçimleri arasında fark bulunmadığı anlamını vermemelidir.
Ortak yaşam birliğinin edilgen biçimi, boyun eğiş, bi-imsel bir deyişle mazoşizmdir. Mazoşist kişi kendisini, yöneten, yönlendiren, koruyan, adeta yaşamının oksijeni olan kişinin ana parçası haline getirerek soyutlanıp aynı olmanın katlanılmaz duygusundan kaçar. İster Tanrı ister insan olsun, boyun eğdiği şeyin gücünü abartır: Ben hiçbir şeyim, o her şey, onun parçası olmaktan öte bir değerim yok. Bir parça olarak, ben onun büyüklüğünden, güçlülü-ğünden, kesinliliğinden pay almaktayım. Mazoşist kişinin karar vermesi, bir sorumluluk altına girmesi söz konusu değildir. O hiçbir zaman tek başına değildir; ama bağımsız da değildir, bir bütünlüğü yoktur, henüz tam olarak doğmuş değildir.