Soru: Babanız Mahmut Yıldırım, yani herkesin bildiği adıyla "Yeşil" nasıl bir babaydı? Evde nasıldı?
Cevap: Evde çok sert bir disiplini vardı. Ama dışarıdaki o korkulan adamdan eser olmazdı bazen. Çok az konuşurdu. Gelirdi, dinlenirdi ve tekrar giderdi. Biz onun ne iş yaptığını tam olarak yıllarca bilemedik. Sadece "devlet için çalışıyor" derdik.
Soru: Eve para getirdiği, çuvallarla paradan bahsediliyor. Bu doğru mu?
Cevap: Evet, doğru. Eve un çuvallarıyla, şeker torbalarıyla para geldiği zamanlar oldu. Ama babam bize hep şunu derdi: "Bu paralara dokunmayın, bunlar benim değil, devletin parası." İnanın o kadar paranın içinde biz bazen yokluk çekerdik çünkü o parayı kendine harcamazdı.
Soru: Babanızın hayatta olup olmadığını biliyor musunuz? En son ne zaman gördünüz?
Cevap: 1996 yılının Kasım ayıydı sanırım, o tarihten sonra bir daha ne sesini duyduk ne kendisini gördük. Öldü mü kaldı mı bilmiyoruz. Ama ben cesedini görmeden öldü diyemem. Devletin bazı birimlerinin onun nerede olduğunu bildiğini düşünüyorum.
Soru: JİTEM veya MİT içindeki konumu neydi? Kimin adamıydı?
Cevap: Babam kimsenin adamı değildi, o sadece devletin adamıydı. Hem askerle çalışırdı hem istihbaratla. Ama bir süre sonra o kadar çok şey öğrendi ki, her iki taraf için de "istenmeyen adam" haline geldiğini düşünüyorum.
Soru: Babanızın operasyonlardan döndüğündeki fiziksel durumu nasıldı?
Cevap: Perişan halde gelirdi. Ayaklarının altı patlamış, cımbızla taş toplardık derisinden. Günlerce uyumazdı. Bir keresinde kaburgaları kırık halde gelmişti ama yine de şikayet etmezdi.
Soru: "Yeşil" ismini neden kullanıyordu?
Cevap: Operasyonlarda gözlerine yeşil lens taktığı ya da yeşil bir fular kullandığı söylenir ama asıl mesele telsiz koduydu. "Yeşil" dendiği an herkes onun geldiğini anlardı.