Zaman, tüm hülyalarızı hurdaya çıkarıyor. Hayallerimiz gibi, hakikatlerimiz de kırılmış. Cemiyetimiz Çağa, Ferdmiz ise hayata yetişemiyor. Sömürmemişiz, sömürülmemişiz güya. Beri tarafta kendi kendimizi ezip, Hürriyet ve terakki imkanlarını heba etmişiz. Sefalet ve buhran içinde sürüklenmeyi normal telakki ediyoruz.
İnsan ömrü, zamanın fırınında alev alan bir kâğıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat… gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın ‘karar kılıklı tereddüt’ ve küçük, beyhude savunmalardır, hatta Hülyadır…’’