SEHER

SEHER
Mutluluğa giden tek yol vardır.Oda elinizden bir şey gelmeyen şeyler için endişelenmemek. Epiktetos Dm kullanmıyorum/Demokratım/Hümanistim/Evliyim
MİLLET VEKILININ OĞLUNUN KAÇİRILMASI
Tarih: 6 Kasım 1978. Yunanistan'ın Ankara Büyükelçiliği binasının inşaatı sürüyor. MİT, "böcek" denilen dinleme cihazlarını binaya yerleştirmek için operasyon düzenleyecek. Mehmet Eymür'ün başında olduğu Talip Şubesi de gözcülük yapacak. Operasyonun güvenliğini sağlayacak personeli taşıyan iki aske­ ri kamyon MİT merkezinden yola çıkıyor. "Ancak yolda bir aksilik oluyor. Bir özel otomobil en arkadaki kamyondan yol istiyor ancak bir türlü alamıyor. Kamyon şoförü MİT görevlisi biraz acemi, önündeki kamyonu kaybedeceğinden korkuyor. Otomobil sürekli klakson çalıyor, ileride trafik sıkışınca tartış­ ma başlıyor, sayıları 8-10'u bulan MİT görevlileri iki gencin üstüne çullanıyor. Gençlerden kolu alçıda olan (CHP Milletvekili Nurettin Karsu'nun oğlu Serdar Karsu) saldırganları polis sanıp, "Bizimle uğraşacağınıza gidip katilleri yakalayın" deyince, MİT'çiler durak­ lıyor, iki genç de fırsattan istifade olay yerinden uzaklaşıyor. Olaya sinirlenen Mehmet Eymür gece yansı gidip önce oto­ mobilin sürücüsü genci evinden alıyor, sonra da Karsu'lann evine gidip bu gencin apartman zili hoparlöründen konuşarak aşağıya in­ dirdiği iki kardeşten Serdar yerine abisini kaçırıyor. Ancak Eymür bu kez çetin bir cevize çatmıştır. Mücadeleci kişiliği ile tanınan Nurettin Karsu, hızla eve dönüp kendisini uyandıran oğlunun olayı anlatması üzerine telefona sarılıp ortalığı ayağa kaldırıyor. Durumu arabadaki telsizden öğrenen ve kaçırdığı gencin millet­ vekili oğlu olduğunu ancak o zaman fark eden Eymür, arabayı Gölbaşı yolundan döndürerek tartaklayıp yumruklamış olduğu genç Karsu'yu evinin önüne bırakıp kaçıyor. Arif Bey, yazıklar olsun diyen bir yüz ve sesle, "Doğan Bey, gücü yeten yetene bir düzen var," dedi ve devam etti; "Benim dik­ katimi çeken şeyleri söyleyeyim: "Bir, MİT acemi şoförü
Reklam
Bir kızıldereli hikayesi
ABD Başkanı Franklin Pierce'in 1854 yılında Kızılderililerin re­isine topraklarını satmaları için yazdığı mektuba Reis SEATTLE'm verdiği yanıt: Beyaz Saray'daki Büyük Beyaz Reis! Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilirsiniz ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak, bizler için çok güç. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının pırıldayan iğ­ neleri, vızıldayan böcekler, ak kumsallı kıyılar, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneyimlerin bir parçasıdır. Ormanların, ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımın anılarını taşır. Biz buna ina­ nırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz ölüp, yıldızlar evrenine göçtüğü zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölüle­ rimiz ise doğduğu toprakları unutmaz. Çünkü Kızılderili, gerçek anasının toprak olduğunu bilir. Washington'daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak is­tediğini yazıyor. Bu bizim için çok büyük bir özveri olur. Büyük Beyaz Reis, bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize ba­ balık edeceğini, biz Kızılderililerin ise, onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz ama; yine de önerinizi kabul etmemizin kolay olmayacağını itiraf etmek zorundayım. Çünkü; topraklar bizler için kutsaldır. Derelerin ve ırmakların suyu, bizim için, yalnızca akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı za­manda. Bu topraklan size satarsak; bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz, dereleri ve ır­makları, kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize? Biliyorum; beyazlar bizim gibi düşünmezler. Beyazlar için bir parça toprağın ötekinden ayrımı yoktur. Beyaz Adam, topraktan almak istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam
Süreç çok yavaş olduğu için fark edemiyoruz, ama biz doğayı yok ediyoruz, yağmalıyoruz. Doğanın tolerans sınırını geçince yine çok yavaş olarak doğa da bizi yok etmeye başlayacaktır. Hem bireysel düzeyde, hem de top­lumsal düzeyde.
"Biz insanlar için doğay­la uyum içinde yaşamayı seçip seçmemekte özgür değiliz, buna mecburuz."
TUZ KOKTU
"Tuz gölüne dökülen en büyük akarsu Konya'nın şehir kanalizasyonudur... Çumra yönüne verilen ka­nalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtma­ ya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır... Bir milyonu geçen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmek­tedir. .. Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına fırsat vermemek için her sorumlu vatandaşın üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı ulaşabileceğimiz her kişiye göndere­lim ve ilgilileri göreve davet edelim... Yoksa hepimizin yemeğinde Konyakların katkısı olmaya devam edecek..."
Reklam