Çok erken yaşta okumaya başlamış ve çok okumuştu; çok küçük yaş tan itibaren çok düşünmüş, işleri yoluna koymak için daima kafasını kullanmış, bundan da hoşlanmıştı; ama ona insan kafasını bu kadar çok kullanırsa sürekli zihinsel bir özre düşmekten korkar dediğimde rahatladı (ya da bana öyle geldi). Buradan hemen otistik çocuklara duyduğu ilgiden, bir arkadaşının şizofrenisiyle (parlak bir zekâya rağ men zihinsel özürlü olunabileceği fikrini örnekleyen bir durumdur şi zofreni) nasıl yakından ilgilendiğinden söz etmeye geçti. Her zaman bariz bir özelliği olagelmiş zekâsından büyük gurur duyduğu için kendini müthiş suçlu hissetmişti. Arkadaşının belki de iyi bir düşün sel kapasitesi olduğunu düşünmek ona zor geliyordu, çünkü arkadaşı tam tersi bir duruma, akıl hastalığı yüzünden zihinsel geriliğe sürük lenmişti.
Bu analizdeki malzemenin büyük bölümü ilişkilerin negatif yanı na geçmeyle, yani anne babası ortada olmadığı zaman çocuğun yaşa mak zorunda olduğu tedrici yetersizlik duygusuyla ilgili. Hasta kendi çocukları söz konusu olduğunda bütün bunlara karşı son derece du- yarlıydı ve ilk çocuğuyla yaşadığı güçlüklerin de büyük ölçüde çocuk yaklaşık iki yaşındayken yeniden hamile kaldığında onu bırakıp koca sıyla birlikte tatile gitmesinden kaynaklandığına inanıyordu. Ona söy lenenlere göre çocuk aralıksız dört saat ağlamış, kadın eve döndüğün de kopan bağı yeniden kurma çabaları uzun süre sonuçsuz kalmıştı.
Burada mesele, hayvanlara ve küçük çocuklara neler olup bittiğini anlatmanın mümkün olmamasıydı. Kedi, kendisine söylenenleri anla yamaz. iki yaşın altındaki bir bebeğe de yeni bir bebek beklendiği doğru dürüst anlatılamaz, ama bebek "yirminci ayını doldurduğu sıra larda" bunu onun anlayabileceği sözcüklerle açıklamak giderek müm kün olmaya başlar.
Çocuğun bunu kavraması sağlanamadığında, anne yeni bir bebek doğurmak üzere evden ayrıldığında çocuğun bakış açısından ölmüş demektir. Çünkü çocuğa göre ölü bu anlama gelir.
Bu, günlerle, saatlerle ya da dakikalarla ilgili bir durumdur. Sınıra ulaşılmadan önce anne hâlâ hayattadır; sınır aşıldığında ise ölüdür.
Arada çok önemli bir öfke anı vardır, ama bu an çabucak yitirilir ya da şiddete maruz kalınacağı korkusuyla her zaman bir potansiyel ola rak kalıp asla yaşanmayabilir.
Buradan, birbirinden son derece farklı iki uç noktaya varırız: An nenin çocuğun yanındayken ölümü ve annenin tekrar ortaya çıkıp ye niden dirilemediği zamanki ölümü. Bu da, çocuğun insanları görme, hissetme ve koklamanın verdiği güvence olmadan iç ruhsal gerçeklik içinde diriltme yeteneğini geliştirmesinden hemen önceki zaman dilimiyle ilgilidir.
Söz konusu seans depresif olarak betimlenecek bir rüyayla başla dı. Rüya, analistle ilgili gayet açık ve aydınlatıcı aktarım malzemesi içeriyordu; rüyada analist karşısındakine hükmetmek isteyen hırslı bir kadın olarak görülmüştü. Bu da hastanın büyük ölçüde eril bir fi gür olarak gördüğü eski bir analistini özlemesine fırsat veriyordu. Bu bir rüyaydı ve rüya olduğu için de yorum malzemesi olarak kullanıla bilirdi. Hasta daha fazla rüya görüyor olmaktan memnundu. Bunun yanı sıra gerçek yaşamının da bazı açılardan zenginleştiğinden söz ediyordu.