Bu işleri benden daha iyi bilirsiniz, söyleyin bana: Hangisi daha güç: Ağlatmak mı, güldürmek mi? (Gülümser.) Bu soruyu sormakta geç kaldığımı söylüyorsunuz. Ne yapalım? Son kozumu oynuyorum aziz dostum ve bana pahalıya da mal olsa ancak bir kişiyi ağlatabiliyorum. (Soluksuz kalır.) Tabii ben biraz... ucuza... mal oldum... faturamı da ödemediler. (Başını Saffet'in göğsüne dayar.) İnsanlığa... bir şeyler... bırakabil... dim mi dersiniz... görevimi... yapabil... dim. mi?.. (Ölür.)
Saffet: Biraz kalbi vardı. (Oynar.) Evet, gerçeği açıklamak zorundayım: Coşkun Ermiş, kalbi olduğu için ölmüş bulunuyor. Hayat oyunlarını gereğinden fazla ciddiye alan merhum, ölümü de aynı ciddiyetle karşıladı. Onun kadar ciddi olmayan biri, böyle bir durumda, hiç olmazsa baygınlıkla yetinebilirdi. Coşkun öldü. Çünkü oyunlar, onun için bir ölüm kalım meselesiydi. Başka türlü yapamazdı: Hayatını ve özellikle ölümünü büyütmek zorundaydı.